Buradasınız

Kur'an-ı Kerim ve Esma-ul Husna zikir sayfalarımızda reklamları kaldırdım. Rabbim'in Rızası hepimize olsun inşaAllah ...

A'raf Suresi 75. Ayet

Örneğin: Namaz, Oruç, Zekat gibi ...

بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

Kalel meleül lezinestekberu min kavmihi lillezines tud'ifu li men amene minhüm eta'lemune enne saliham murselüm mir rabbih kalu inna bima ürsile bihi mü'minun
Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler, içlerinden zayıf görünen müminlere: "Siz, dediler, Sâlih'in, gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?" (Onlar da): "(Evet), doğrusu biz onunla gönderilene inananlarız!" dediler.

Sure Adı:

Sure No:

Kur'an-ı Kerim ' de Genel Ayet Sırası: 
1029
Ayet No: 
75

Cüz:

Kur'an-ı Kerim Sayfası:

Elif lam mim sad
Elif, lâm, mîm, sâd.
Kitabün ünzile ileyke fe la yekün fi sadrike haracüm minhü li tünzira bihi ve zikra lil mü'minin
(Bu,) sana indirilen bir Kitab'tır. Onunla (insanları) uyarman ve inananlara öğüt (vermen) hususunda göğsünde bir sıkıntı olmasın.
İttebiu ma ünzile ileyküm mir rabbiküm ve la tettebiu min dunihi evliya' kalilem ma tezekkerun
(Ey insanlar) Rabbinizden, size indirilene uyun ve O'ndan başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
Ve kem min karyetin ehleknaha fe caeha be'süna beyaten ev hüm kailun
Nice kentler helak ettik. Gece yatarlarken, yahut gündüz uyurlarken, azabımız onlara geliverdi.
Fe ma kane da'vahüm iz caehüm be'süna illa en kalu inna künna zalimin
Azabımız onlara geldiğinde "Biz gerçekten zalimlermişiz!" demelerinden başka yalvarışları kalmadı.
Fe le nes'elennellezine ürsile ileyhim ve le nes'elennel murselin
Kendilerine elçi gönderilmiş olanlara da soracağız, gönderilen elçilere de soracağız.
Fe le nekussanne aleyhim bi ilmiv ve ma künna ğaibin
Ve elbette onlara, olan-biten herşeyi bir bilgi ile anlatacağız; çünkü biz onlardan uzak değiliz.
Vel veznü yevmeizinil hakk fe men sekulet mevazinühu fe ülaike hümül müflihun
O gün (amelleri tartacak) terazi haktır. Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtulanlardır.
Ve men haffet mevazinühu fe ülaikellezine hasiru enfüsehüm bima kanu bi ayatina yazlimun
Kimin (sevap) tartıları hafif gelirse, işte onlar da âyetlerimize haksızlık etmelerinden ötürü kendilerini ziyana sokanlardır.
Ve le kad mekkennaküm fil erdi ve cealna leküm fiha meayiş kalilem ma teşkürin
Doğrusu Biz sizi yeryüzünde, yerleştirdik, orada size geçimlikler verdik; ne kadar da az şükrediyorsunuz!
Ve le kad halaknaküm sümme savvernaküm sümme kulna lil melaiketiscüdu li ademe fe secedu illa iblis lem yeküm mines sacidin
Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra da meleklere: "Âdem'e secde edin" dedik; hepsi secde ettiler, yalnız İblis, secde edenlerden olmadı.
Kale ma meneake ella tescüde iz emartük kale ene hayrum minhhalakteni min nariv ve halaktehu min tiyn
(Allah) buyurdu: "Sana emrettiğim zaman, seni secde etmekten alıkoyan nedir?" (İblis): "Ben, dedi, ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın."
Kale fehbit minha fe ma yekunü leke en tetekebbera fiha fahruc inneke mines sağirin
(Allah) buyurdu: "Öyleyse oradan in, orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık, çünkü sen aşağılıklardansın."
Kale enzirni ila yevmi yüb'asun
(İblis) dedi: (Bari) bana (insanların) tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver."
Kale inneke minel münzarin
(Allah) buyurdu: "Haydi sen süre verilmişlerdensin."
Kale fe bima ağveyteni le ak'udenne lehüm siratakel müstekiym
"Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım."
Sümme le atiyennehüm mim beyni eydihim ve min halfihim ve an eymanihim ve an şemailihim ve la tecidü ekserahüm şakirin
"Sonra (onların) önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, çoklarını şükredenlerden, bulmayacaksın."
Kalehruc minha mez'umem medhura le men tebiake minhüm le emleenne cehenneme minküm ecmeiyn
(Allah) buyurdu: "Haydi, sen, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık. And olsun ki,onlardan sana kim uyarsa, (bilin ki) sizin hepinizden (derleyip) cehennemi dolduracağım."
Ve ya ademüskün ente ve zevcükel cennete fe küla min haysü şi'tüma ve la takraba hazihiş şecerate fe tekuna minez zalimin
(Sonra Allah, Âdem'e hitab etti): "Ey Âdem! Sen ve eşin cennette durun, dilediğiniz yerden yeyin; fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."
Fe vesvese lehümeş şeytanü li yübdiye lehüma mavuriye anhüma min sev'atihima ve kale ma nehaküma rabbüküma an hazihiş şecerati illa en tekuna melekeyni ev tekuna minel halidin
Derken onların, kendilerinden gizli kalan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da ebedî kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men etti." dedi.
Ve kasemehüma inni leküma le minen nasihiyn
Ve onlara: "Elbette ben size öğüt verenlerdenim." diye de yemin etti.
Fe dellahüma bi ğurur fe lemma zakaş şecerate bedet lehüma sev'atühüma ve tafika yahsifani aleyhima miv verakil cenneh ve nadahüma rabbühüma e lem enheküma an tilküemş şecerati ve ekul leküma inneş şeytane leküma adüvvüm mübin
Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı (önceki mevkilerinden indirdi). Ağacı(n meyvesini) tadınca, çirkin yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerini örtmeğe başladılar. Rableri onlara seslendi: "Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?"
Kala rabbena zalemna enfüsena ve il lem tağfir lena ve terhamna lenekunenne minel hasirin
Dediler ki: "Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz!"
Kalehbitu ba'duküm li ba'din adüvv ve leküm fil erdi müstekarruv ve metaun ila hiyn
(Allah) buyurdu: "Birbirinize düşman olarak inin, sizin yeryüzünde bir süreye kadar kalıp geçinmeniz gerekmektedir."
Kale fiha tahyevne ve fiha temutune ve menha tuhracun
"Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve yine oradan (dirilip) çıkarılacaksınız!" dedi.
Ya beni ademe kad enzelna aleyküm libasey yüvari sev'atiküm ve rişev ve libasüt takva zalike hayr zalike min ayatillahi leallehüm yezzekkerun
Ey Âdemoğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Hayırlı olan, takva elbisesidir. İşte bu(nlar), Allah'ın âyetlerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar.
Ya beni ademe la yeftinennekümüş şeytanü kema ahrace ebeveyküm minel cenneti yenziu anhüma libasehüma li yüriyehüma sev'atihima innehu yeraküm hüve ve kabilühu min haysü la teravnehüm inna cealneş şeyatiyne evliyae lillezine la yü'minun
Ey Âdemoğulları. Şeytan, ana babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi de (şaşırtıp) bir belaya düşürmesin! Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz, şeytanları, inanmayanların dostu yaptık.
Ve iza fealu fahişeten kalu vecedna aleyha abaena ballahü emerana biha kul innellahe la ye'müru bil fahşa' e tekulune alellahi ma la ta'lemun
Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: "Babalarımızı bu yolda bulduk, bunu bize Allah emretti." derler. De ki: "Allah kötülüğü emretmez. Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"
Kul emera rabbi bil kisti ve ekiymu vücuheküm inde külli mescidiv bedeeküm teudun
De ki: "Rabbim bana adaleti emretti. Her mescidde yüzünüzü O'na doğrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak O'na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi yine O'na döneceksiniz."
Ferikan heda ve ferikan hakka aleyhimüd dalaleh innehümüt tehazüş şeyatiyne evliyae min dunillahi ve yahsebune ennehüm mühtedun
(O) bir topluluğu doğru yola iletti, bir topluluğa da sapıklık hak oldu. Çünkü onlar, şeytanları Allah'tan başka dostlar tuttular ve kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlar.
Ya beni ademe huzu zineteküm inde külli mescidiv ve külu veşrabu ve la tüsrifu innehu la yühibbül müsrifin
Ey Âdemoğulları! Her mescide gidişinizde güzel giysilerinizi giyin ve yiyin, için, fakat israf etmeyin, Çünkü Allah israf edenleri sevmez.
Kul men harrame zinetellahilleti ahrace li ibadihi vet tayyibati miner rizk kul hiye lillezine amenu fil hayatid dünya halisatey yevmel kiyameh kezalike nüfassilül ayati li kavmiy ya'lemun
De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı zinetleri ve tertemiz rızıkları kim haram kılmış?" De ki: "Bunlar, bu dünya hayatında inananlar içindir, kıyamet gününde de yalnız onlara mahsustur". İşte böylece biz âyetleri bilen bir topluluğa uzun uzun açıklıyoruz.
Kul innema harrame rabbiyel fevahişe ma zahera minha ve ma betane vel isme vel bağye bi ğayril hakki ve en tüşriku billahi ma lem yünezzil bihi sültanev ve en tekulu alellahi ma la ta'lemun
De ki: "Rabbim, sadece fuhşiyatı, onun açık ve gizli olanını, günahları, haksız yere isyanı, haklarında hiç bir delil indirmediği şeyleri Allah'a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi yasaklamıştır".
Ve li külli ümmetin ecel fe iza cae eclühüm la yeste'hirune saatev ve la yestakdimun
Her ümmetin bir eceli vardır. O ecel geldiğinde, ne bir ân erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.
Ya beni ademe imma ye'tiyenneküm rusülüm minküm yekussune aleyküm ayati fe menitteka ve asleha fe la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun
Ey Âdemoğulları! Size içinizden peygamberler gelip âyetlerimi anlattıklarında, kim Allah'tan korkar ve kendini düzeltirse, işte onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.
Vellezine kezzebu bi ayatina vestekberu anha ülaike ashabün nar hüm fiha halidun
Kim de âyetlerimizi yalanlar ve onlara karşı büyüklük taslarsa, işte onlar cehennemliktirler ve orada ebedî olarak kalacaklardır.
Fe men azlemü mimmeniftera alellahi keziben ev kezzebe bi ayatih ülaike yenalühüm nesiybühüm minel kitab hatta iza caethüm rusülüna yeteveffevnehüm kalu eyne ma küntüm ted'une min dunillah kalu dallu anna ve şehidu ala enfüsihim ennehüm kanu kafirin
Allah'a karşı yalan uyduran yahut âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Onlara Kitap'tan nasipleri erişir. Canlarını alacak elçilerimiz gelince onlara: "Allah'tan başka taptıklarınız nerede?" derler. Onlar: "O taptıklarımız bizden sapıp ayrıldılar." derler. Böylece kendilerinin kâfir olduklarına bizzat şahitlik ederler.
Kaledhulu fi ümemin kad halet min kabliküm minel cinni vel insi fin nar küllema dehalet ümmetül leanet uhteha hatta ized daraku fiha cemian kalet uhrahüm li ulahüm rabbena haülai edalluna fe atihim azaben di'fem minen nar kale li küllin di'füv ve lakil la ta'lemun
Allah onlara: "Sizden önce geçmiş cin ve insan topluluklarıyla beraber cehennem ateşine girin!" der. Cehenneme giren her ümmet kendi din kardeşine lanet eder. Nihayet hepsi oraya toplandığında, sonrakiler öncekiler hakkında derler ki: "Rabbimiz ! İşte şunlar bizi doğru yoldan saptırdı. Onlara cehennem ateşinden kat kat azab ver". Allah der ki: "Herkesin azabı kat kattır, fakat siz bilemezsiniz".
Ve kalet ulahüm li uhrahüm fe ma kane leküm aleyna min fadlin fe zukul azabe bima küntüm teksibun
Öncekiler de sonrakilere derler ki: "Sizin bizden bir üstünlüğünüz yoktur. O halde yaptıklarınızdan dolayı azabı tadın".
İnnellezine kezzebu bi ayatina vestekberu anha la tüfettehu lehüm ebvabüs semai ve la yedhulunel cennete hatta yelicel cemelü fi semmil hiyad ve kezalike neczil mücrimin
Bizim âyetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmaya tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara göğün kapıları açılmayacak ve deve (veya halat) iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir. İşte suçluları böyle cezalandırırız.
Lehüm min cehenneme mihadüv ve min fevkihüm ğavaş ve kezalike necziz zalimin
Onlara cehennemde ateşten bir yatak, üstlerine de (ateşten) örtüler vardır. Biz zalimleri işte böyle cezalandırırız.
Vellezine amenu ve amilus salihati la nükellifü nefsen illa vüs'aha ülaike ashabül cenneh hüm fiha halidun
İman edenler ve iyi amellerde bulunanlarki biz hiç kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmeyiz işte onlar cennet ehlidir ve orada ebedî olarak kalacaklardır.
Ve neza'na ma fi sudurihim min ğillin tecri min tahtihimül enhar ve kalül hamdü lillahillezi hedana li haza ve ma künna li nehtediye lev la en hedanellah le kad caet rusülü rabbina bil hakk ve nudu en tilkümül cennetü uristümuha bima küntüm ta'melun
Orada kalblerinde bulunan kini çıkarıp atarız. Onların altlarından ırmaklar akar. "Bizi buna erdiren Allah'a hamdolsun. Eğer Allah bizi doğru yola sevk etmeseydi biz doğru yola erişemezdik. Şüphesiz Rabbimizin peygamberleri bize gerçeği getirmişler." derler. Onlara şöyle seslenilir: "İşte size cennet! Yaptıklarınıza karşılık buna varis oldunuz".
Ve nada ashabül cenneti ashaben nari en kad vecedna ma veadena rabbüna hakkan fe hel vecedtüm ma veade rabbüküm hakka kalu neam fe ezzene müezzinüm beynehüm el la'netüllahi alez zalimin
Cennet ehli, cehennem ehline: "Rabbimizin bize vaad ettiğini gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin size vaad ettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler. Onlar da "evet" derler. Bunun üzerine aralarında bir çağırıcı şöyle seslenir: "Allah'ın laneti zalimler üzerine olsun!
Ellezine yesuddune an sebilillahi ve yebğuneha iveca ve hüm bil ahirati kafirun
Onlar, Allah'ın yolundan men ederler ve onu eğriltmek isterler, ahireti de inkâr ederlerdi".
Ve beynehüma hicab ve alel a'rafi ricalüy ya'rifune küllem bisimahüm ve nadev ashabel cenneti en selamün aleyküm lem yedhuluha ve hüm yatmeun
Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir perde vardır. A'raf üzerinde de, her iki taraftakileri simalarından tanıyan kişiler vardır. Bunlar cennetliklere: "selâm olsun size" diye seslenirler. Bunlar henüz cennete girmemiş, fakat girmeyi arzu eden kimselerdir.
Ve iza surifet ebsaruhüm tilkae ashabin nari kalu rabbena la tec'alna meal kavmiz zalimin
Gözleri cehennemlikler tarafına çevrilince de :"Rabbimiz! Bizi zalim toplulukla beraber eyleme!" derler.
Ve nada ashabül a'rafi ricaley ya'rifunehüm bisimahüm kalu ma ağna anküm cem'uküm ve ma küntüm testekbirun
A'raftakiler yüzlerinden tanıdıkları kişilere seslenerek şöyle derler: "Ne topluluğunuz, ne de büyüklük taslamanız, size hiç bir yarar sağlamadı".
E haülaillezine aksemtüm la yenalühümüllahü bi rahmeh üdhulül cennete la havfün aleyküm ve la entüm tahzenun
"Allah onları hiç bir rahmete erdirmiyecek, diye yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı?" (Cennetliklere dönerek): "Girin cennete, artık size ne korku vardır, ne de siz üzüleceksiniz" derler.
Ve nada ashabün nari ashabel cenneti en efidu aleyna minel mai ev mimma razekakümüllah kalu innellahe harramehüma alel kafirin
Cehennemdekiler, cennettekilere: "Bize biraz su akıtın veya Allah'ın size verdiği rızıktan bize de verin." diye seslenirler. Cennettekiler de: "Allah, bunların ikisini de kâfirlere haram kıldı." derler.
Ellezinettehazu dinehüm lehvev ve leibev ve ğarrathümül hayatüd dünya fel yevme nensahüm kema nesu likae yevmihim haza ve ma kanu bi ayatina yechadun
Onlar ki, dinlerini bir eğlence ve oyun yerine koydular ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Onlar, bugüne kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr ettilerse, biz de bugün onları öyle unuturuz.
Ve le kad ci'nahüm bi kitabin fassalnahü ala ilmin hüdev ve rahmetel li kavmiy yü'minun
Gerçekten onlara, bilgiye göre açıkladığımız, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olan bir Kitap getirdik.
Hel yenzurune illa te'vileh yevme ye'ti te'vilühu yekulüllezine nesuhü min kablü kad caet rusülü rabbina bil hakk fe hel lena min şüfeae fe yeşfeu lena ev nüraddü fe na'mele ğayrallezi künna na'mel kad hasiru enfüsehüm ve dalle anhüm ma kanu yefterun
İlle onun te'vilini mi gözetiyorlar? Onun te'vili geldiği (verdiği haberler ortaya çıktığı) gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: "Doğrusu Rabbimizin elçileri gerçeği getirmiş. Şimdi bizim şefaatçilerimiz var mı ki bize şefaat etsinler, yahut tekrar geri döndürülmemiz mümkün mü ki eski yaptıklarımızdan başkasını yapalım?" Onlar, kendilerini zarara soktular ve uydurdukları şeyler kendilerinden saptı, kaybolup gitti.
İnne rabbekümüllahüllezi halekas semavati vel erda fi sitteti eyyamin sümmesteva alel arşi yuğşil leylen nehara yatlübühu hasisev veş şemse vel kamera ven nücume müsehharatim bi emrih ela lehül halku vel emr tebarakellahü rabbül alemin
Şüphesiz Rabbiniz Allah, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş üzerine hükümran oldu. O, geceyi durmadan onu kovalayan gündüze bürüyüp örter; güneş, ay ve yıldızlar emrine âmâdedir. İyi biliniz ki yaratma ve emir O'nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.
Üd'u rabbeküm tedarruav ve hufyeh innehu la yühibbül mu'tedin
Rabbinize yalvara yalvara ve gizlice dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.
Ve la tüfsidu fil erdi ba'de islahiha ved'uhü havfev ve tamea inne rahmetellahi karibüm minel muhsinin
Düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. O'na, korkarak ve rahmetini umarak dua edin. Muhakkak ki Allah'ın rahmeti, iyilik edenlere yakındır.
Ve hüvellezi yürsilür riyaha büşram beyne yedey rahmetih hatta iza ekallet sehaben sikalen suknahü li beledim meyyitin fe enzelna bihil mae fe ahracna bihi min küllis semerat kezalike nuhricül mevta lealleküm tezekkerun
Rahmetinin önünde müjdeci olarak rüzgarları gönderen O'dur. O rüzgarlar, yağmur yüklü bulutları yüklenince, onu kurak bir memlekete gönderir, sonra onunla yağmur yağdırır ve onunla her çeşit ürünü yetiştiririz. İşte Biz, ölüleri de böyle diriltiriz. Gerekir ki düşünür, ibret alırsınız.
Vel beledüt tayyibü yahrucü nebatühu bi izni rabbih vellezi habüse la yahrucü illa nekida kezalike nüsarrifül ayati li kavmiy yeşkürun
Güzel memleketin bitkisi, Rabbinin izniyle çıkar; kötü olandan ise yararsız bitkiden başka bir şey çıkmaz. İşte biz, şükreden bir toplum için âyetleri böyle açıklarız.
Le kad erselna nuhan ila kavmihi fe kale ya kavmi'büdüllahe ma leküm min ilahin ğayruh inni ehafü aleyküm azabe yevmin aziym
Andolsun ki Nûh'u elçi olarak kavmine gönderdik de dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur. Doğrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum."
Kalel meleü min kavmihi inna li nerake fi dalalim mübin
Kavminden ileri gelenler dediler ki: "Biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz".
Kale ya kavmi leyse bi dalaletüv ve lakinni rasulüm mir rabbil alamin
(Nûh) dedi ki: "Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yok, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim."
Übelliğuküm risalati rabbi ve ensahu leküm ve a'lemü minellahi ma la ta'lemun
"Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyuruyorum, size öğüt veriyorum ve Allah tarafından, sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum."
E ve acibtüm en caeküm zikrüm mir rabbiküm ve li tetteku ve lealleküm türhamun
(Allah'ın azabından) sakınıp da rahmete nail olmanız için, içinizden sizi uyaracak bir adam vasıtasıyla size bir zikir(kitap) gelmesine şaştınız mı?"
Fe kezzebuhü fe enceynahü vellezine meahu fil fülki ve ağraknellezine kezzebu bi ayatina innehüm kanu kavmen amin
O'nu yalanladılar, biz de O'nu ve O'nunla beraber gemide bulunanları kurtardık, âyetlerimizi yalanlayanları boğduk! Çünkü onlar, kalb gözleri körleşmiş bir kavim idiler.
Ve ila adin ehahüm huda kale ya kavmi'büdüllahe maleküm min ilahin ğayruh e fe la tettekun
Âd (kavmin)e de kardeşleri Hûd'u (gönderdik): "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur. (O'na karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?" dedi.
Kalel meleüllezine keferu min kavmihi inna le nerake fi sefahetiv ve inna le nesunnüke minel kazibin
Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: "Biz seni bir çılgınlık içinde görüyoruz, ve gerçekten seni yalancılardan sanıyoruz."
Kale ya kavmi leyse bi sefahetüv ve lakinni rasulüm mir rabbil alemin
(Hûd), "Ey kavmim! Bende çılgınlık yok, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim." dedi.
Übelliğuküm risalati rabbi ve ene leküm nasihun emin
"Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri tebliğ ediyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm."
E ve acibtüm en caeküm zikrum mir rabbiküm ala racülim minküm li yünziraküm vezküru iz cealeküm hulefae mim ba'di kavmi nuhiv ve zadeküm fil halki bestah fezküru alaellahi lealleküm tüflihun
"Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığı ile, size bir zikir gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki (Allah) sizi, Nûh kavminden sonra, onların yerine hâkimler yaptı ve yaratılışta sizi onlardan üstün kıldı. Allah'ın nimetlerini hatırlayın ki, kurtuluşa eresiniz."
Kalu eci'tena li na'büdellahe vahdehu ve nezera ma kane ya'büdü abaüna fe'tina bima teidüna in künte mines sadikiyn
Dediler ki: "Ya, demek sen tek Allah'a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi (bize) geldin? Eğer doğrulardan isen bizi tehdit ettiğin (o azabı) bize getir!"
Kale kad vekaa aleyküm mir rabbiküm ricsüv ve ğadab e tücadiluneni fi esmain semmeytümuha entüm ve abaüküm ma nezzelellahü biha min sültan fenteziru inni meaküm minel müntezirin
(Hûd) dedi ki: "Artık size Rabbinizden bir azap ve bir hışım inmiştir. Haklarında Allah'ın hiç bir delil indirmediği, sadece sizin ve atalarınızın taktığı kuru isimler hususunda benimle tartışıyor musunuz? Bekleyin öyleyse, şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!
Fe enceynahü vellezine meahü bi rametim minna ve kata'na dabirallezine kezzebu bi ayatina ve ma kanu mü'minin
Onu ve onunla beraber olanları rahmetimizle kurtardık ve âyetlerimizi yalanlayıp da iman etmeyenlerin kökünü kestik.
Ve ila semude ehahüm saliha kale ya kavmi'büdüllahe maleküm min ilahin ğayruh kad caetküm beyyinetüm mir rabbiküm hazihi nakatüllahi leküm ayeten fe zeruha te'kül fi erdillahi ve la temessuha vi suin fe ye'huzeküm azabün elim
Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih'i (gönderdik): "Ey kavmim dedi, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. İşte şu, Allah'ın devesi, size bir mucizedir; bırakın onu Allah'ın yeryüzünde yesin (içsin), sakın ona bir kötülük etmeyin, yoksa sizi acı bir azap yakalar."
Vezküru iz cealeküm hulefae mim ba'di adiv ve bevveeküm fil erdi tettehizune min sühuliha kusurav ve tenhitunel cibale büyuta fezküru alaellahi ve la ta'sev fil erdi müfsidin
Düşünün ki (Allah) Âd'dan sonra sizi hükümdarlar kıldı. Ve yer yüzünde sizi yerleştirdi: O'nun düzlüklerinde saraylar yapıyorsunuz, dağlarında evler yontuyorsunuz. Artık Allah'ın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde fesatçılar olarak karışıklık çıkarmayın.
Kalellezinestekberu inna billezi amentüm bihi kafirun
Büyüklük taslayanlar: "Biz, sizin inandığınızı inkâr edenleriz!" dediler.
Fe akarun nakate ve atev an emri rabbihim ve kalu ya salihu'tina bima teidüna in künte minel murselin
Derken dişi deveyi boğazladılar ve Rablerinin buyruğundan dışarı çıktılar; "Ey Sâlih, eğer hakikaten elçilerdensen, bizi tehdit ettiğin (o azabı) bize getir! "dediler.
Fe ehazethümür racfetü fe asbehu fi darihim casimin
Bunun üzerine hemen onları, o sarsıntı yakaladı, yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
Fe tevella anhüm va kale ya kavmi le kad eblağtüküm risalete rabbi ve nesahtü leküm ve lakil la tühibbunen nasihiyn
Sâlih de o zaman onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: "Ey kavmim! And olsun ki ben size Rabbimin elçiliğini tebliğ ettim ve size öğüt verdim, fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz."
Ve lutan iz kale li kavmihi ete'tunel fahişete ma sebekaküm biha min ehadim minel alemin
Lût'u da (peygamber olarak) gönderdik. Kavmine dedi ki: "Sizden önce âlemlerden hiç birinin yapmadığı fuhuşu mu yapıyor sunuz?
İnneküm le te'tuner ricale şehvetem min dunin nisa' bel entüm kavmüm müsrifun
Çünkü siz kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere gidiyorsunuz. Belki de siz haddi aşan bir kavimsiniz.
Ve ma kane cevabe kavmihi illa en kalu ahricuhüm min karyetiküm innehüm ünasüy yetetahherun
Kavminin cevabı: "Onları (Lût'u ve taraftarlarını) kentinizden çıkarın, çünkü onlar, fazla temizlenen insanlarmış! "demelerinden başka bir şey olmadı.
Fe enceynahü ve ehlehu illemraetehu kanet minel ğabirin
Biz de onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısı(nı kurtarmadık) çünkü o, geride kalanlardan oldu.
Ve emtarna aleyhim metara fenzur keyfe kane akibetül mücrimin
Ve üzerlerine bir (azab) yağmuru yağdırdık. Bak ki günahkârların sonu nasıl oldu!
Ve ila medyene ehahüm şüayba kale ya kavmi'büdüllahe maleküm min ilahin ğayruh kad caetküm beyyinetüm mir rabbiküm fe evfül keyle vel mizane ve la tebhasün nase eşyaehüm ve la tüfsidu fil erdi ba'de islahiha zaliküm hayrul leküm in küntüm mü'minin
Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik): "Ey kavmim, dedi, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi: Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin, düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın; eğer inanan (insan)lar iseniz, böylesi sizin için daha iyidir!"
Ve la tak'udu bi külli siratin tuidune ve tesuddune an sebilillahi men amene bihi ve tebğuneha iveca vezküru iz küntüm kalilen fe kesseraküm venzuru keyfe kane akibetül müfsidin
Tehdit ederek, inananları Allah yolundan alıkoyarak ve o yolun eğriliğini arayarak öyle her yolun başında oturmayın. Düşünün ki siz az idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın ki bozguncuların sonu nasıl olmuştur.
Ve in kane taifetüm minküm amenu billezi ürsiltü bihi ve taifetül lem yü'minu fasbiru hatta yahkümellahü beynena ve hüve hayrul hakimin
Eğer içinizden bir grup benimle gönderilene inanır, bir grup da inanmazsa, Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.
Kalel meleüllezinestekberu min kavmihi le nuhricenneke ya şüaybü vellezine amenu meake min karyetina ev leteudünne fi milletina kale e ve lev künna karihin
Kavminden ileri gelen kibirliler dediler ki: "Ey Şu'ayb! Ya mutlaka seni ve seninle beraber inananları kentimizden çıkarırız, ya da dinimize dönersiniz!" Dedi ki; "İstemesek de mi (bizi yurdumuzdan çıkaracak veya dinimizden döndüreceksiniz?)"
Kadifterayna alellahi keziben in udna fi milletiküm ba'de iz neccanellahü minha ve ma yekunü lena en neude fiha illa ey yeşaellahü rabbüna vesia rabbüna külle şey'in ilma alellahi tevekkelna rabbeneftah beynena ve beyne kavmina bil hakki ve ente hayrul fatihiyn
(Andolsun ki), Allah bizi ondan (kâfirlikten) kurtardıktan sonra tekrar sizin dininize dönersek, Allah'a karşı iftira etmiş oluruz. Rabbimiz Allah'ın dilemesi hali müstesna geri dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz sadece Allah'a dayanırız. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.
Ve kalel meleüllezine keferu min kavmihi le initteba'tüm şüayben inneküm izel le hasirun
Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: "Eğer Şu'ayb'a uyarsanız o takdirde siz mutlaka ziyana uğrarsınız."
Fe ehazethümür racfetü fe asbehu fi darihim casimin
Derken o (müthiş) sarsıntı onları yakalayıverdi, yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
Ellezine kezzebu şüayben ke el lem yağnev fihellezine kezzebu şüayben kanu hümül hasirin
Şu'ayb'ı yalanlayanlar, sanki yurtlarında hiç şenlik tutmamış gibi oldular. Şu'ayb'ı yalanlayanlar var ya işte ziyana uğrayanlar, onlar oldular.
Fe tevella anhüm ve akle ya kavmi le kad eblağtüküm risalati rabbi ve nesahtü leküm fe keyfe asa ala kavmin kafirin
(Şu'ayb) onlardan öteye döndü de: "Ey kavmim! dedi, ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim, artık kâfir bir kavme nasıl acırım?"
Ve ma erselna fi karyetim min nebiyyin illa ehazna ehleha bil be'sai ved darrai leallehüm yeddaraun
Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, onun halkınıyalvarıp yakarsınlar diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.
Sümme beddelna mekanes seyyietil hasenete hatta afev ve kalu kad messe abaenad darraü ves serraü fe ehaznahüm bağtetev ve hüm la yeş'urun
Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik (bolluk) getirdik, nihayet çoğaldılar ve: "Atalarımıza da böyle darlık ve sevinç dokunmuştu." dediler ve hemen onları, hiç farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakaladık.
Ve lev enne ehlel kura amenu vettekav le fetahna aleyhim berakatim mines semai vel erdi ve lakin kezzebu fe ehaznahüm bima kanu yeksibun
(O) ülkelerin halkı inanıp (Allah'ın azabından) korunsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bolluklar açardık; fakat yalanladılar, biz de onları kazandıklarıyla yakaladık.
E fe emine ehlül kura ey ye'tiyehüm be'süna beyatev ve hüm naimun
Acaba o ülkelerin halkı, geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi idiler?
E ve emine ehlül kura ey ye'tiyehüm be'süna duhav ve hüm yel'abun
Yoksa o ülkelerin halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken onlara azabımızın gelmeyeceğinden emin mi idiler?
E fe eminu mekrallah fe la ye'menü mekrallahi illel kavmül hasirun
Allah'ın tuzağından (kurtulacaklarına) emin mi oldular? Ziyana uğrayan topluluktan başkası, Allah'ın tuzağından emin olmaz.
E ve lem yehdi lillezine yerisunel erda mim ba'di ehliha el lev neşaü esabnahüm bi zünubihim ve natbeu ala kulubihim fe hüm la yesmeun
Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne vâris olanlara hâlâ şu gerçek belli olmadı mı ki: Eğer biz dileseydik onları da günahlarından dolayı musibetlere uğratırdık! Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar (gerçekleri) işitmezler.
Tilkel kura nekussu aleyke min embaiha ve le kad caethüm rusülühüm bil beyyinat fe ma kanu li yü'minu bima kezzebu min kabl kezalike yatbeullahü ala kulubil kafirin
İşte o ülkeler ki, sana onların haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz Andolsun ki, peygamberleri onlara apaçık deliller (mucizeler) getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıkları gerçeklere iman edecek değillerdi. İşte o kâfirlerin kalplerini Allah böyle mühürler.
Ve ma vecedna li ekserihim min ahd ve ev vecedna ekserahüm le fasikiyn
Onların çoğunda, sözde durma (diye bir şey) bulamadık. Gerçek şu ki, onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk.
Sümme beasna mim ba'dihim musa bi ayatina ila fir'avne ve meleihi fe zalemu biha fenzur keyfe kane akibetül müfsidin
Sonra onların arkasından Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve topluluğuna gönderdik. Tuttular o mucizeleri inkâr ettiler. Ettiler de bak, o bozguncuların âkıbetleri nasıl oldu!
Ve kale musa ya fir'avnü inni rasulüm mir rabbil alemin
Musa: "Ey Firavun! Bil ki ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim." dedi.
Hakiykun ala el la ekule alellahi illel hakk kad ci'tümü bi beyyinetim mir rabbiküm fe ersil meiye beni israil
Allah'a karşı ilk görevim, hak olandan başka bir şey söylemememdir. Gerçekten ben size Rabbinizden bir mucize getirdim, artık İsrailoğullarını benimle gönder.
Kale in künte ci'te bi ayetin fe'ti biha in künte mines sadikiyn
Firavun: "Eğer bir mucize getirdiysen ve eğer doğru söyleyenlerden isen onu göster" dedi.
Fe elka asahü fe iza hiye su'banüm mübin
Bunun üzerine Musa, asâsını yere bırakıverdi, o da birdenbire kocaman bir ejderha kesiliverdi.
Ve nezea yedehu fe iza hiye beydaü lin nazirin
Ve Musa elini koynundan çıkarıverdi, eli bembeyaz olmuş, bakanların gözünü kamaştırıyordu.
Kalel meleü min kavmi fir'avne inne haza le sahirun alim
Firavun'un kavminden ileri gelenler, "Muhakkak bu çok bilgili bir sihirbazdır." dediler.
Yüridü ey yuhriceküm min erdiküm fe maza te'mürun
O, sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. (Firavun): "O halde siz ne diyorsunuz?" dedi.
Kalu ercih ve ehahü ve ersil fil medaini haşirin
Onlar da "onu ve kardeşini beklet, şehirlere de toplayıcılar gönder." dediler.
Ye'tuke bi külli sahirin alim
"Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler."
Ve caes seharatü fir'avne kalu inne lena le ecran in künna nahnül ğalibin
O sihirbazlar Firavun'a geldiler: "Galip gelirsek bize muhakkak mükâfat var değil mi?" dediler.
Kale neam ve inneküm le minel mükarrabin
"Evet" dedi (Firavun), "Üstelik o zaman benim yakınlarımdan olacaksınız."
Kalu ya musa imma en tülkiye ve imma en nekune nahnül mülkiy
Sihirbazlar, Musa'ya: "Ey Musa! Önce sen mi hünerini ortaya koyacaksın, yoksa biz mi?" dediler.
Kale elku fe lemma elkav seharu a'yünen nasi vesterhebuhüm ve cau bi sihrin aziym
Musa, "Siz atın" dedi. Atacaklarını atınca herkesin gözünü büyülediler ve onları dehşete düşürdüler. Doğrusu büyük bir sihir gösterdiler.
Ve evhayna ila musa en elki asak fe iza hiye telkafü ma ye'fikin
Biz de Musa'ya "Sen de asânı bırakıver." diye vahyettik. Birdenbire asâ, onların bütün uydurduklarını yakalayıp yutuverdi.
Fe vekaal hakku ve betale ma kanu ya'melun
Artık hakikat ortaya çıkmış ve onların bütün yaptıkları boşa gitmişti.
Fe ğulibu hünalike venkalebu sağirin
Orada mağlup olmuş ve küçük düşmüşlerdi.
Ve ülkiyes seharatü sacidin
Sihirbazlar hep birden secdeye kapandılar.
Kalu amenna bi rabbil alemin
"Âlemlerin Rabbine iman ettik." dediler.
Rabbi musa ve harun
"Musa'nın ve Harun'un Rabbine."
Kale fir'avnü amentüm bihi kable en azene leküm inne haza le mekrum mekertümuhü fil medineti li tuhricu minha ehleha fe sevfe ta'lemun
Firavun: "Ben size izin vermeden iman ettiniz ha!" dedi. "Şüphesiz bu bir hiledir, siz bunu şehirde kurmuşsunuz, yerli halkı oradan çıkarmak istiyorsunuz, sonra anlayacaksınız!"
Le ükattianne eydiyeküm ve ercüleküm min hilafin sümme le üsallibenneküm ecmeiyn
"Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, sonra da bilin ki, sizi astıracağım."
Kalu inna ila rabbina münkalibun
Onlar da: "Şüphesiz o takdirde biz Rabbimize döneceğiz." dediler.
Ve ma tenkimü minna illa en amenna bi ayati rabbina lemma caetna rabbena efriğ aleyna sabrav ve teveffena müslimin
"Senin bize kızman da sırf Rabbimizin âyetleri gelince onlara iman etmemizden dolayıdır. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve canımızı müslüman olarak al." derler.
Ve kalel meleü min kavmi fir'avne e etezru musa ve kavmehu li yüfsidu fil erdi ve yezerake ve alihetek kale senükattilü ebnaehüm ve nestahyi nisaehüm ve inna fevkahüm kahirun
Firavun kavminin ileri gelenleri dediler ki: "Seni ve ilâhlarını terketsinler de yeryüzünde fesat çıkarsınlar diye mi Musa'yı ve kavmini serbest bırakacaksın?" Firavun da dedi ki: "Onların oğullarını öldüreceğiz, kızlarını sağ bırakacağız ve onlar üzerinde kahredici bir üstünlüğe sahibiz."
Kale musa li kavmihisteiynu billahi vasbiru innel erda lillah yurisüha mey yeşaü min ibadih vel akibetü lil müttekiyn
Musa, kavmine dedi ki: "Allah'ın yardımını ve lütfunu isteyin ve sabır gösterin. Şüphesiz ki yeryüzü Allah'ındır. Kullarından dilediğini ona mirasçı kılar. Sonunda kurtuluş müttakilerindir."
Kalu uzina min kabli en te'tiyena ve mim ba'di ma ci'tena kale asa rabbüküm ey yühlike adüvveküm ve yestahlifeküm fil erdi fe yenzura keyfe ta'melun
Kavmi de dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de eziyet gördük, sen geldikten sonra da." Musa dedi ki: "Umulur ki, Rabbiniz düşmanlarınızı helak edip de sizi yeryüzünde halife kılacaktır ve sizin nasıl işler yaptığınıza bakacaktır."
Ve le kad ehazna ale fir'avne bis sinine ve naksim mines semerati leallehüm yezzekkerun
Gerçekten biz, Firavun sülâlesini, senelerce kıtlık ve gelir noksanlığı içinde tutup kıvrandırdık ki, düşünüp ibret alsınlar.
Fe iza caethümül hasenetü kalu lena hazih ve in tüsibhüm seyyietüy yettayyeru bi musa ve mem meah e la innema tairuhüm indellahi ve lakinne ekserahüm la ya'lemun
Fakat kendilerine iyilik geldiği zaman, işte bu bizim hakkımızdır, dediler, başlarına bir kötülük gelince de, işte bu Musa ile yanındakilerin uğursuzluğu yüzünden, dediler. İyi bilin ki, onların uğursuzluğu Allah katındandır. Lâkin çoğu bunu bilmezler.
Ve kalu mehma te'tina bihi min ayetil li tesharana biha fe ma nahnü leke bi mü'minin
"Ve sen büyülemek için her ne mucize getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz," dediler.
Fe erselna aleyhimüt tufane vel cerade vel kummele ved dafadia ved deme ayatim müfessalatin festekberu ve kanu kavmem mücrimin
Biz de kudretimizin ayrı ayrı alâmetleri olmak üzere başlarına tufan, çekirge, haşereler, kurbağalar ve kan gönderdik, yine inad edip direndiler ve çok mücrim (suçlu) bir kavim oldular.
Ve lemma vekaa aleyhimür riczü kalu ya mused'u lena rabbeke bima ahide indek le in keşefte annar ricze le nü'minenne leke ve le nürsilenne meake beni israil
Ne zaman ki, azap üzerlerine çöktü, dediler ki, "Ey Musa! Bizim için Rabbine dua et, sana olan ahdi hürmetine eğer bizden bu azabı kaldırır uzaklaştırırsan, yemin olsun ki, sana kesinlikle iman edeceğiz. Ve İsrailoğullarını seninle birlikte göndereceğiz."
Felemma keşefna anhümür ricze ila ecelin hüm baliğuhü iza hüm yenküsun
Ne zaman ki, belli bir süreye kadar onlardan azabı kaldırdık, derhal yeminlerini bozdular.
Fentekamna minhüm fe ağraknahüm fil yemmi bi ennehüm kezzebu bi ayatina ve kanu anha ğafilin
Biz de, âyetlerimizi inkâr ettikleri ve onlara kulak vermedikleri için kendilerinden intikam aldık da hepsini denizde boğduk.
Ve evrasnel kavmellezine kanu yüstad'afune meşarikal erdi ve meğaribehelleti barakna fiha ve temmet kelimetü rabbikel husna ala beni israile bima saberu ve demmerna ma kane yesneu fir'avnü ve kavmühu ve ma kanu ya'rişun
Ve o hırpalanıp ezilmekte olan kavmi de yeryüzünün, bereketle donattığımız doğusuna ve batısına mirasçı yaptık. Ve böylece Rabbinin, İsrailoğullarına olan o güzel vaadi, sabırları yüzünden gerçekleşti. Biz de Firavun ile kavminin yapageldikleri sanat eserlerini ve diktikleri binaları yerle bir ettik.
Ve cavezna bi beni israilel bahra fe etev ala kavmiy ya'küfune ala asnamil lehüm kalu ya musec'al lena ilahen kema lehüm aliheh kale inneküm kavmün techelun
Ve İsrailoğullarının denizden geçmelerini sağladık? Derken bir kavme vardılar ki, onlar, kendilerine mahsus bir takım putlara tapıyorlardı. Dediler ki; Ey Musa! Onların tanrıları gibi, sen de bize bir tanrı yap! Musa da onlara dedi ki: Siz gerçekten cahillik eden bir kavimsiniz.
İnne haülai mütebberum ma hüm fihi ve batilüm ma kanu ya'melun
Çünkü o gördüklerinizin içinde bulundukları din, yok olmaya mahkûmdur ve bütün yaptıkları batıldır.
Kale eğayrallahi ebğiyküm ilahev ve hüve feddaleküm alel alemin
Sizi âlemlere üstün kılan Allah olduğu halde, ben size O'ndan başka ilâh mı arayayım! dedi.
Ve iz enceynaküm min ali fir'avne yesumuneküm suel azab yükattilune ebnaeküm ve yestahyune nisaeküm ve fi zaliküm belaüm mir rabbiküm aziym
Hani sizi, Firavun sülâlesinin elinden kurtardığımız zaman, hatırlasanıza, size azabın kötüsünü yapıyorlardı; oğullarınızı öldürüyorlar, kızlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda sizin için Rabbiniz tarafından büyük imtihan vardı.
Ve vaadna musa selasine leyletev ve etmemnaha bi aşrin fe temme mikatü rabbihi erbeiyne leyleh ve kale musa li ehiyhi harunahlüfni fi kavmi ve aslih ve la tettebi' sebilel müfsidin
Ve Musa'ya otuz geceye vaat verdik ve süreye bir on gece daha ekledik ve böylece Rabbinin mikatı (tayin ettiği vakit) tam kırk gece oldu. Musa, kardeşi Harun'a şöyle dedi: Kavmim içinde benim yerime geç, ıslaha çalış ve bozguncuların yolundan gitme!
Ve lemma cae musa li mikatina ve kelemehu rabbühu kale rabbi erini enzir ileyk kale len terani ve lakininzur ilel cebeli fe inistekarra mekanehu fe sevfe terani felemma tecella rabbühu lil cebeli cealehu dekkev ve harra musa saika felemma efaka kale sübhaneke tübtü ileyke ve ene evvelül mü'minin
Ne zaman ki, Musa, mikatımıza geldi, Rabbi ona kelâmıyla ihsanda bulundu. "Ey Rabbim, göster bana kendini de bakayım sana". dedi. Rabbi ona buyurdu ki; "Beni katiyyen göremezsin ve lâkin dağa bak, eğer o yerinde durabilirse, sonra sen de beni göreceksin". Daha sonra Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi, Musa da baygın düştü. Ayılıp kendine gelince, "Sen sübhansın", "tevbe ettim, sana döndüm ve ben inananların ilkiyim," dedi.
Kale ya musa innistafeytüke alen nasi bi risalati ve bi kelami fe huz ma ateytüke ve küm mineş şakirin
Allah buyurdu: Ey Musa! Sana verdiğim peygamberlikle ve kelâmımla seni insanlar üzerine seçkin kıldım. Sana verdiğime sıkı sarıl ve şükredenlerden ol!
Ve ketebna lehufil elvahi min külli şey'im mev'izatev ve tefsiylel li külli şey' fe huzha bi kuvvetiv ve'mür kavmeke ye'huzha bi ahseniha seüriküm daral fasikiyn
Ve onun için o levhalarda her şeyden yazdık, nasihat ve hükümlerin ayrıntılarına ait herşeyi (belirttik). Haydi bunlara sıkı sarıl, kavmine de emret, onlar da en güzeline sarılsınlar. Size yakında o fasıkların yurdunu göstereceğim.
Seasrifü an ayatiyellezine yetekebberune fil erdi bi ğayril hakk ve iy yerav külle ayetil la yü'minu biha ve iy yerav sebiler rüşdi la yettehizuhü sebila ve iy yerav sebilel ğayyi yettehizuhü sebila zalike bi ennehüm kezzebu bi ayatina ve kanu anha ğafilin
Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, âyetlerimizi anlamaktan uzak tutacağım. Onlar ki, bütün âyetlerimizi görseler de onlara iman etmezler. Doğru yolu görseler de o yolu tutup gitmezler. Eğer sapıklık yolunu görürlerse tutar onu izlerler. Çünkü onlar âyetlerimizi inkâr etmeyi âdet edinmişler ve onlardan hep gafil olagelmişlerdir.
Vellezine kezzebu bi ayatina ve likail ahirati habitat a'malühüm hel yüczevne illa ma kanu ya'melun
Âyetlerimizi ve ahiretteki karşılaşmayı inkâr edenlerin amelleri hepten boşa gitmiştir. Çekecekleri ceza kendi yaptıklarından başkası mı olacaktır?
Vettehaze kavmü musa mim ba'dihi min huliyyihim iclen cesedel lehu huvar e lem yerav ennehu la yükellimühüm ve la yehdihim sebila ittehazuhü ve kanu zalimin
Musa'nın arkasından kavmi, tutmuş süs takılarından böğüren bir buzağı heykeli edinmişlerdi. O buzağının kendilerine bir söz söylemediğini ve bir yol gösteremediğini görmemişler miydi? Fakat yine de onu tanrı edindiler ve zalimlerden oldular.
Ve lemma sükita fi eydihim ve raev ennehül kad dallu kalu leil lem yerhamna rabbüna ve yağfir lena lenekunenne minel hasirin
Ne zaman ki, ellerine kırağı düşürüldü (yaptıklarına pişman oldular), o zaman sapıtmış olduklarını gördüler. "Yemin olsun ki; eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa, muhakkak biz kötü akıbete düşenlerden olacağız." dediler.
Ve lemma racea musa ila kavmihi ğadbane esifen kale bi'sema haleftümuni mim ba'di e aciltüm emra rabbiküm ve elkal elvaha ve ehaze bi ra'si ehiyhi yecürrühu ileyh kalebne ümme innel kavmestad'afuni ve kadu yaktüluneni fe la tüşmit biyel a'dae ve la tec'alni meal kavmiz zalimin
Musa, öfkeli ve üzüntülü olarak kavmine döndüğünde şöyle dedi: "Bana arkamdan ne kötü bir halef oldunuz! Rabbinizin emriyle dönüşümü beklemeden acele mi ettiniz?" Elindeki levhaları bıraktı ve kardeşi Harun'u başından tutarak kendine doğru çekmeye başladı. Harun, "Ey anamın oğlu!" dedi, "inan ki, bu kavim beni güçsüz buldu, az daha beni öldürüyorlardı, sen de bana böyle yaparak düşmanları sevindirme ve beni bu zalim kavimle bir tutma."
Kale rabbiğfir li ve li ehiy ve edhilna fi rahmetike ve ente erhamür rahimin
Musa dedi ki: "Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla! Bizi rahmetinin içine al. Sen merhametlilerin en merhametlisisin."
İnnellezinet tehazül icle seyenalühüm ğadabüm mir rabbihim ve zilletün fil hayatid dünya ve kezalike neczil müfterin
Şüphesiz o buzağıyı tanrı edinenlere Rablerinden bir gazap, dünya hayatında iken de bir zillet erişecektir. İşte biz, iftiracıları böyle cezalandırırız.
Vellezine amilüs seyyiati sümme tabu mim ba'diha ve amenu inne rabbeke mim ba'diha le ğafurur rahiym
O kötü amelleri işleyip de sonra arkasından tevbe ve iman edenler için hiç şüphe yok ki, Rabbin bundan sonra yine de affedici ve merhamet edicidir.
Ve lemma sekete am musel ğadabü ehazel elvah ve fi nüshatiha hüdev ve rahmetül lillezine hüm li rabbihim yerhebun
Musa'nın öfkesi geçince levhaları aldı. Onlardaki yazıda, ancak Rablerinden korkanlar için bir hidayet ve rahmet vardı.
Vahtara musa kavmehu seb'iyne racülel li mikatina felemma ehazethümür racfetü kale rabbi lev şi'te ehlektehüm min kablü ve iyyay e tühliküna bima feales süfehaü minna in hiye illa fitnetük tüdillü biha men teşaü ve tehdi men teşa' ente veliyyüna fağfir lena verhamna ve nete hayrul ğafirin
Bir de Musa, mîkatımız için (tayin ettiğimiz vakitte tevbe için) kavminden yetmiş erkek seçti. Ne zaman ki, bunları o sarsıntı yakaladı, işte o zaman Musa: "Rabbim! dedi, dileseydin bunları da, beni de daha önce helâk ederdin. Şimdi bizi, içimizdeki o beyinsizlerin yaptıkları yüzünden helâk mi edeceksin? O iş de senin imtihanından başka bir şey değildi. Sen bu imtihanla dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini de hidayete erdirirsin. Bizim velimiz sensin. Artık bizi bağışla, merhamet et, sen bağışlayanların en hayırlısısın."
Vektüb lena fi hazihid dünya hazenetev ve fil ahirati inna hüdna ileyk kale azabi üsiybü bihi men eşa' ve rahmeti vesiat külle şey' fe seektübüha lillezine yettekune ve yü'tunez zekate vellezine hüm bi ayatina yü'minun
"Ve bize hem bu dünyada bir iyilik yaz, hem de ahirette. Biz gerçekten de tevbe edip senin hidayetine döndük." Buyurdu ki, azabım var, onu dilediğime isabet ettiririm, rahmetim de vardır , o ise her şeyi kaplamış ve kuşatmıştır. Onu da özellikle korunanlara, zekatını verenlere ve âyetlerimize inananlara mahsus kılacağım.
Ellezine yettebiuner rasulen nebiyyel ümmiyyellezi yecidune mektuben indehüm fit tevrati vel incili ye'müruhüm bil ma'rufi ve yenhahüm anil münkeri ve yühillü lehümüt tayyibati ve yüharrimü aleyhimül habaise ve yedau anhüm israhüm vel ağlalelleti kanet aleyhim fellezine amenu bihi ve azzeruhü ve nesaruhü vetteveun nurallezi ünzile meahu ülaike hümül müflihun
Onlar ki, o ümmî peygambere uyarlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılmış bulacakları o peygambere uyup, onun izinden giderler ki, o, onlara iyiyi emreder ve onları kötülüklerden alıkoyar, temiz ve hoş şeyleri kendilerine helâl kılar, murdar ve kötü şeyleri de üzerlerine haram kılar, sırtlarından ağır yükleri indirir, üzerlerindeki bağları ve zincirleri kırar atar, işte o vakit ona iman eden, ona kuvvetle saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun peygamberliği ile birlikte indirilen nuru izleyen kimseler var ya, işte asıl murada eren kurtulmuşlar onlardır.
Kul ya eyyühen nasü inni rasulüllahi ileyküm cemianillezi lehu mülküs semavati vel ard la ilahe illa hüve yuhyi ve yümitü fe aminu billahi ve rasulihin nebiyyil ümmiyyellezi yü'minü billahi ve kelimetihi vettebiuhü lealleküm tehtedun
De ki; ey insanlar! Ben sizin hepinize Allah'ın resulüyüm. O Allah ki, göklerin ve yerin bütün mülkü O'nundur. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Öldüren de, dirilten de O'dur. Bundan dolayı gelin, Allah'a ve resulüne iman edin. Allah'a ve Allah'ın bütün kelâmlarına iman etmiş bulunan o ümmî peygambere, evet ona uyun ki, hidayete erebilesiniz.
Ve min kavmi musa ümmetüy yehdune bil hakki ve bihi ya'dilun
Musa'nın kavminden doğru yolu gösteren ve doğrulukla adalet yapan bir topluluk da vardı.
Ve katta'nahümüsnetey aşrate esbatan ümema ve evhayna ila musa izisteskahü kavmühu enidrib bi asakel hacer fembeceset minhüsneta aşrate ayna kad alime küllü ünasim meşrabehüm ve zallelna aleyhimül ğamame ve enzelna aleyhimül menne ves selva külu min tayyibati ma razaknaküm ve ma zalemuna ve lakin kanu enfüsehüm yazlimun
Biz onları oniki kabileye, o kadar ümmete ayırdık. Ve kavmi kendisinden su istediği zaman Musa'ya, elindeki asâ ile taşa vur, diye vahyettik, vurunca hemen o taştan oniki pınar akmaya başladı. Halkın her biri su alacağı yeri iyice öğrendi. Bulutu da üzerlerine gönderdik, gölgeledik. Onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak ihsan ettiğimiz nimetlerin temizinden yiyiniz, dedik. Onlar zulmü bize yapmadılar, lakin kendi kendilerine zulmediyorlardı.
Ve iz kiyle lehümüskünu hazihil kayete ve külu minha haysü şi'tüm ve kulu hittatüv vedhulül babe sücceden nağfirleküm hatiy'atiküm senezidül muhsinin
Ve o vakit onlara denilmişti ki; Şu şehre yerleşin ve orada dilediğiniz şeylerden yiyin, "hitta" (günahlarımızı bağışla.) deyin ve secde ederek kapısından girin ki, suçlarınızı bağışlayalım. İyilere nimetlerimizi daha da arttıracağız.
Fe beddelellezine zalemu minhüm kavlen ğayrallezi kiyle lehüm fe erselna aleyhim riczem mines semai bima kanu yazlimun
İçlerinden bir kısım zalimler, sözü değiştirdiler, kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Zulmü alışkanlık haline getirdikleri için biz de üzerlerine gökten azap yağdırdık.
Ves'elhüm anil karyetilleti kanet hadiratel bahr iz ya'dune fis sebti iz te'tihim hiytanühüm yevme sevtihim şürraav ve yevme la yesbitune la te'tihim kezalike nebluhüm bima kanu yefsükun
Bir de onlara, o deniz kıyısındaki şehrin başına gelenleri sor. O sırada onlar cumartesi yasağına riayet etmiyorlardı. Cumartesi günü balıklar akın akın geliyorlardı, yasak olmadığı gün gelmiyorlardı. Yoldan çıkıp sapıklık yaptıkları için biz de onları işte böyle sınıyorduk.
Ve iz kalet ümmetüm minhüm lime teizune kavmenillahü mühlikühüm ev müazzibühüm azaben şedida kalu ma'ziraten illa rabbiküm ve leallehüm yettekun
İçlerinden bir topluluk, "Allah'ın helâk edeceği, ya da çetin bir azapla cezalandıracağı bir kavme ne diye nasihat ediyorsunuz" dediği vakit, o uyarıda bulunanlar dediler ki; "Rabbiniz tarafından mazur görülmemiz için, bir de belki günahlardan sakınırlar diye."
Felemma nesu ma zükkiru bihi enceynellezine yenhevne anis sui ve ehaznellezine zalemu bi azabim beisim bima kanu yefsükun
Onlar yapılan bunca nasihatı unuttukları zaman, o kötülükten sakındıranları kurtardık, o zalimleri de fena hareketlerinden dolayı şiddetli bir azaba uğrattık.
Felemma atev amma nühu anhü kulna lehüm kunu kiradetem hasiin
Böylece onlar kibre kapılıp yasak kılınan şeylerden vazgeçmeyince, biz de onlara, hor ve zelil maymunlar olun, dedik.
Ve iz teezzene rabbüke le yeb'asenne aleyhim ila yevmil kiyameti mey yesumühüm suel azab inne rabbeke le seriul ikab ve innehu le ğafurur rahiym
O Vakit Rabbin işte şu ahdi ilan edip bildirdi ki: Kıyamet gününe kadar onlara en kötü muameleyi yapacak olan kimseleri başlarına gönderecektir. Muhakkak ki, Rabbin hızla cezalandırandır ve yine muhakkak ki O, çok affedici, çok merhametlidir.
Ve katta'nahüm fil erdi ümema minhümüs salihune ve minhüm dune zalike ve belevnahüm bil hasenati ves seyyiati leallehüm yarciun
Ve onları yeryüzünde birçok ümmetlere ayırdık. İçlerinde iyi olanları da vardı, olmayanları da. Onları biz, bazan nimetlerle, bazan da musibetlerle imtihana çektik. Sonunda belki hakka dönerler diye.
Fe halefe mim ba'dihim hayfüv verisül kitabe ye'huzune arada hazel edna ve yekulune se yuğferulena ve iy ye'tihim aradum mislühu ye'huzuh e lem yü'haz aleyhim misakul kitabi el la yekulü alellahi illel hakka ve derasu ma fih ved darul ahiratü hayrul lillezine yettekun e fela ta'kilun
Derken kitabı (Tevrat'ı) miras alan bozuk bir nesil bunların yerini aldı. Bize nasıl olsa mağfiret edilecek diyerek, şu alçak dünya malını alıyorlar, yine onun gibi bir mal ve rüşvet gelse onu da alırlar. Allah'a karşı haktan başka bir şey söylemeyeceklerine dair kendilerinden o kitabın hükmü üzere misak alınmamış mıydı? Ve onun içindekileri okuyup öğrenmemişler miydi? Oysa ahiret yurdu Allah'tan korkanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?
Vellezine yümessikune bil kitabi ve ekamüs salah inna la nüdiy'u ecral muslihiyn
Kitaba sarılanlara ve namazı kılmaya devam edenlere gelince, biz o iyilerin ecrini hiçbir zaman yitirmeyiz.
Ve iz netaknel cebel fevkahüm keennehu zulletüv ve zannu ennehu vakium bihim huzu ma ateynaküm bi kuvvetiv vezküru ma fihi lealleküm tettekun
Hani bir zamanlar biz o dağı gölgelik gibi tepelerine çekmiştik de üzerlerine düşüyor zannettikleri bir sırada demiştik ki; "size verdiğimiz kitabı kuvvetle tutun ve içindekini hatırınızdan çıkarmayın, umulur ki korunursunuz."
Ve iz ehaze rabbüke mim beni ademe min zuhurihim zürriyyetehüm ve eşhedehüm ala enfüsihim elestü bi rabbiküm kalu bela şehidna en tekulu yevmel kiyameti inna künna an haza ğafilin
Bir de Rabbin, Âdemoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şahit tutarak: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediği vakit, "pekâlâ Rabbimizsin, şahidiz" dediler. (Bunu) kıyamet günü "Bizim bundan haberimiz yoktu." demeyesiniz diye (yapmıştık).
Ev tekulu innema eşrake abaüna min kablü ve künna zürriyyetem mim ba'dihim e fetühliküna bima fealel mübtilun
Yahut, atalarımız daha önce şirk koşmuşlardı. Biz onlardan sonra gelen bir nesil idik, şimdi o batıl yolu tutanların yaptıkları yüzünden bizi helâk mi edeceksin, demeyesiniz diye (yapmıştık).
Ve kezalike nüfessilül ayati ve leallehüm yarciun
Ve işte biz, âyetleri böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz ki, belki dönerler.
Vetlü aleyhim nebeellezi ateynahü ayatina feneseleha minha fe etbeahüş şeytanü fe kane minel ğavin
Onlara, kendisine âyetlerimizi sunduğumuz o adamın kıssasını da anlat; âyetlerden sıyrılıp çıktı, derken onu şeytan arkasına taktı, en sonunda da helak olanlardan oldu.
Ve lev şi'na le rafa'nahü biha ve lakinnehu ahlede ilel erdi vettebea hevah fe meselühu ke meselil kelb in tahmil aleyhi yelhes ev tetrukhü yelhes zalike meselül kavmillezine kezzebu bi ayatina faksusil kasasa leallehüm yetefekkerun
Ve eğer dileseydik onu o âyetlerle yüceltirdik, fakat o alçaklığa saplandı kaldı ve kendi keyfinin ardına düştü. Artık onun ibret verici hali o köpeğin haline benzer ki, üzerine varsan da dilini uzatır solur, bıraksan da solur. İşte bu, âyetlerimizi inkâr eden kavmin misalidir. Bu kıssayı iyice anlat, belki biraz düşünürler.
Sae meselenil kavmüllezine kezzebu bi ayatina ve enfüsehüm kanu yazlimun
Âyetlerimizi inkâr edip, sırf kendilerine zulmeden o kavmin hali ne kadar kötüdür!
Mey yehdillahü fe hüvel mühtedi ve mey yudlil fe ülaike hümül hasirun
Allah kime hidayet ederse, o hidayete erer, kimi de dalalette bırakırsa, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileri olurlar.
Ve le kad zera'na li cehenneme kesiram minel cinni vel insi lehüm kulubül la yefkahune biha ve lehüm a'yünül la yübsirune biha ve lehüm azanül la yesmeune biha ülaike kel en'ami bel hüm edall ülaike hümül ğafilun
Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir.
Ve lillahil esmaül husna fed'uhü biha ve zerullezine yülhidune fi esmail seyüczevne ma kanu ya'melun
Oysa en güzel isimler Allah'ındır. Bundan dolayı Allah'a onlarla dua edin. Onun isimlerinde sapıklık eden mülhidleri (inkârcıları) terkedin. Onlar yakında yaptıklarının cezasını çekecekler.
Ve mimmen halakna ümmetüy yehdune bil hakku ve bihi ya'dilun
Yine bizim yarattığımız insanlardan öyle bir ümmet var ki, onlar hakka yol gösterirler ve o hak ile adaleti yerine getirirler.
Vellezine kezzebu bi ayatina senestedricühüm min haysü la ya'lemun
Âyetlerimizi inkâr edenlere gelince, biz onları, bilemiyecekleri yönlerden derece derece düşüşe yuvarlayacağız.
Ve ümli lehüm inne keydi metin
Ayrıca ben onlara mühlet de veririm. Fakat benim tuzak kurup helâk edişim pek çetindir.
E ve lem yetefekkeru ma bi sahibihim min cinneh in hüve illa nezirum mübin
Onlar arkadaşlarında herhangi bir cinnet bulunmadığını hiç düşünmediler mi? O, açık bir uyarıcıdan başka biri değildir.
E ve lem yenzuru fi melekutis semavati vel erdi ve ma halekallahü min şey'iv ve en asa ey yekune kadikterabe ecelühüm fe bi eyyi hadisim ba'dehu yü'minun
Allah'ın göklerdeki ve yerdeki mülkiyet ve tasarrufuna, Allah'ın yaratmış olduğu herhangi bir şeye ve ecellerinin gerçekten yaklaşmış olması ihtimaline hiç bakmadılar mı? Artık bu Kur'ân'dan sonra başka hangi söze inanacaklar.
Mey yudlilillahü fe la hadiye leh ve yezeruhüm fi tuğyanihim ya'mehun
Allah kimi saptırırsa onu yola getirecek bir kimse yoktur. O, onları kendi hâllerine bırakır ve kendi azgınlıkları içinde yuvarlanıp giderler.
Yes'eluneke anis saati eyyane mürsaha kul innema ilmüha inde rabbi la yücelliha lil vaktiha illa hu sekulet fis semavati vel ard la te'tiküm illa bağteh yes'eluneke keenneke hafiyyün anha kul innema ilmüha indellahi ve lakinne ekseran nasi la ya'lemun
Sana, ne zaman kopacak diye kıyamet vaktini soruyorlar. De ki; onun bilgisi yalnızca Rabbimin katındadır. Onu tam vaktinde koparacak olan O'ndan başkası değildir. Onun ağırlığına göklerde ve yerde dayanacak bir kimse yoktur. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu çok iyi biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki, onun bilgisi Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
Kul la emlikü li nefsi nef'av ve la darran illa ma şaellah ve lev küntü a'lemül ğaybe lesteksertü minel hayr ve ma messeniyes suü in ene illa neziruv ve beşirul li kavmiy yü'minun
De ki, ben kendi kendime Allah'ın dilediğinden başka ne bir menfaat elde etmeye, ne de bir zararı önlemeye malik değilim. Ben eğer gaybı bilseydim daha çok hayır yapardım ve kötülük denilen şey yanıma uğramazdı. Ben iman edecek bir kavme müjde veren ve uyaran bir peygamberden başka biri değilim.
Hüvellezi halekaküm min nefsiv vahidetiv ve ceale minha zevceha li yesküne ileyha felemma teğaşşaha hamelet hamlen hafifen fe merrat bih felemma eskalet deavellahe rabbehüma lein ateytina salihal lenekunenne mineş şakirin
Sizi bir tek nefisten yaratan, onunla sükûnet bulsun diye eşini de ondan yaratan Allah'tır. O, eşini kucaklayıp sarılınca (ona yaklaşınca), eşi hafif bir yük yüklendi (hâmile kaldı). Bir müddet böyle geçti, derken yükü ağırlaştı. O vakit ikisi birden Rableri olan Allah'a şöyle dua ettiler: "Eğer bize salih bir evlat verirsen, biz muhakkak şükredenlerden olacağız."
Felemma atahüma salihan ceala lehu şürakae fima atahüma fe tealellahü amma yüşrikun
Fakat Allah, kendilerine salih bir evlat verince, her ikisi de tuttular verdiği evlatlar üzerine ona ortak koşmaya başladılar. Allah, onların koştukları şirkten münezzehtir.
E yüşrikune ma la yahlüku şey'ev ve hüm yuhlekun
Hiçbir şey yaratmayan ve kendileri yaratılmış olan putları mı Allah'a ortak ediyorlar, ona eş koşuyorlar?
Ve la yestetuy'une lehüm nasra v ve la enfüsehüm yensurun
Bu putlar, ne o tapınanlara, ne de kendi kendilerine yardım edebilirler.
Ve in ted'uhüm ilel hüda la yettebiuküm sevaün aleyküm e deavtümuhüm em entüm samitun
Eğer siz onları doğru yola çağırsanız, size uymazlar. Onları ha çağırmışsınız, ha çağırmayıp susmuşsunuz, hiç fark etmez.
İnnellezine ted'une min dunillahi ibadün emsalüküm fed'uhüm felyestecibu leküm in küntüm sadikiyn
Allah'ı bırakıp taptıklarınız da tıpkı sizin gibi kullardır. Eğer iddianızda doğru iseniz haydi onları çağırın da size cevap versinler.
E lehüm ercülüy yemşune biha em lehüm eydiy yebtişune biha em lehüm a'yünüy yübsirune biha em lehüm azanüy yesmeune biha kulid'u şürakaeküm sümme kiduni fela tünzirun
Onların yürüyecek ayakları, tutacak elleri, görecek gözleri veya işitecek kulakları mı var? De ki: "Haydi çağırın o ortaklarınızı, sonra bana istediğiniz tuzağı kurun ve elinizden gelirse göz açtırmayın."
İnne veliyyiyallahüllezi nezzelel kitabe ve hüve yetevelles salihiyn
"Zira benim velim, o kitabı indiren Allah'tır. Ve O, salih kullarına sahip çıkar."
Vellezine ted'une min dunihi la yestetiy'une nasraküm ve la enfüsehüm yensurun
"Sizin Allah'tan başka taptıklarınız ise ne size yardım edebilirler, ne de kendi kendilerine yardımları dokunur."
Ve in ted'uhüm ilel hüda la yesmeu ve terahüm yenzurune ileyke ve hüm la yübsirun
"Siz onları doğru yola çağıracak olsanız da duymazlar." Onların sana baktıklarını görürsün, bakarlar, ama görmezler.
Huzil afve ve'mür bil urfi ve a'rid anil cahilin
Sen yine de affa sarıl, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.
() Ve imma yenzeğanneke mineş şeytani nezğun festeiz billah innehu semiun alim
Eğer şeytandan bir vesvese, bir gıcık gelirse hemen Allah'a sığın. Muhakkak ki, Allah hakkıyla işiten, kemaliyle bilendir.
İnnellezinettekav iza messehüm taifüm mineş şeytani tezekkeru fe izahüm mübsirun
Allah'tan korkanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese iliştiği zaman, durup düşünürler de derhal kendi basiretlerine sahib olurlar.
Ve ihvanühüm yemüddunehüm fil ğayyi sümme la yuksirun
Şeytanların kardeşlerine gelince, onlar öbürlerini sapıklığa sürüklerler, sonra da yakalarını bırakmazlar.
Ve iza lem te'tihim bi ayatin kalu lev lectebeyteha kul innema ettebiu ma yuha ileyye mir rabbi haza besairu mir rabbiküm ve hüdev ve rahmetül li kavmiy yü'minun
Onlara (arzularına göre) bir âyet getirmediğin zaman, derleyip toplasaydın ya derler, sen de de ki; ben ancak Rabbimden bana ne vahyolunuyorsa ona uyarım, işte bütünüyle bu Kur'ân, Rabbinizden gelen basiretlerdir (kalp gözünü açacak beyanlardır), iman eden bir kavim için hidayettir, rahmettir.
Ve iza kuriel kur'anü festemiu lehu ve ensitu lealleküm türhamun
Kur'ân okunduğu zaman, hemen susup onu dinleyin, umulur ki, rahmete nâil olursunuz.
Vezkür rabbeke fi nefsike tedardruav ve hiyfetev ve dunel cehri minel ğafilin
Sabah akşam demeden, kendi içinden, korkarak ve yalvararak, alçak sesle Rabbini an ve gafillerden olma.
İnnellezine inde rabbike la yestekbirune an ibadetihi ve yüsebbihune hu ve lehu yescüdun
Zira Rabbinin katında olanlar, Allah'a kulluk etmekten asla kibirlenmezler, O'nu tenzih eder, şanını ulularlar ve yalnızca O'na secde ederler.