Buradasınız

Kasas Suresi 63. Ayet

Örneğin: Namaz, Oruç, Zekat gibi ...

بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

Kalellezine hakka aleyhimül kavlü rabbena haülaillezine ağveyna ağveynahüm kema ğaveyna teberra'na ileyke ma kanu iyyana ya'büdun
(O gün) haklarında azaba itilme, hükmü gerçekleşen kimseler, "Rabbimiz! Biz nasıl azmışsak, işte bu azmışları da öylece azdırdık. (Onların suçlarından) beri olduğumuzu sana arzederiz. Zaten onlar aslında bizlere tapmıyorlardı." derler.

Sure Adı:

Sure No:

Kur'an-ı Kerim ' de Genel Ayet Sırası: 
3315
Ayet No: 
63

Cüz:

Kur'an-ı Kerim Sayfası:

Ta sim mim
Tâ, Sîn, Mîm.
Tilke ayatül kitabil mübin
Bunlar, apaçık kitabın âyetleridir.
Netlu aleyke min nebei musa ve fir'avne bil hakki li kavmiy yü'minun
İman edecek bir kavim için Musa ile Firavun'un haberlerinden bir kısmını sana dosdoğru okuyacağız.
İnne fir'avne ala fil erdi ve ceale ehleha şiyeay yestad'ifü taifetem minhüm yüzebbihu ebnaehüm ve yestahyi nisaehüm innehu kane minel müfsidin
Çünkü Firavun, (Mısır) toprağında gerçekten azmış, halkını parça parça etmişti. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunların oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Belli ki o bozgunculardandı.
Ve nüridü en nemünne alellezinestud'ifu fil erdi ve nec'alehüm eimmetev ve nec'alehümül varisin
Biz ise istiyorduk ki, o yerde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunalım, onları önderler yapalım, onlara (ötekilerin) yerini aldıralım.
Ve nümekkine lehüm fil erdi ve nüriye fir'avne ve hamane ve cüundehüma minhüm ma kanu yahzerun
Ve o yerde onları hakim kılalım, Firavun ile Hâmân ve ordularına, onlardan çekinmekte oldukları şeyi gösterelim.
Ve evhayna ila ümmi musa en erdiiyh fe iza hifti aleyhi fe elkiyhi fil yemmi ve la tehafi ve la tahzeni inna radduhü ileyki ve cailuhü minel murselin
O esnada Musa'nın anasına "Onu emzir, kendisine zarar geleceğinden kaygılandığında onu denize (Nil nehrine) bırakıver, hiç korkup kaygılanma, çünkü biz onu tekrar sana vereceğiz ve onu peygamberlerden biri yapacağız" diye bildirdik.
Feltekatahu alü fir'avne li yekune lehüm adüvvev ve hazena inne fir'avne ve hamane ve cünudehüma kanu hatiin
Nihayet Firavun ailesi onu yitik olarak aldı. Çünkü o, sonunda kendileri için bir düşman ve bir tasa olacaktı. Şüphesiz Firavun ile Hâmân ve askerleri yanılıyorlardı.
Ve kaletimraetü fir'avne kurratü aynil li ve lek la taktüluhü asa ey yenfeana ev nettehizehu veledev ve hüm la yeş'urun
Firavun'un karısı (sepetin içinden çocuk çıkınca kocasına), "İkimizin de gözü aydın! Onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur, ya da onu evlad ediniriz" dedi. Halbuki onlar işin sonunu sezemiyorlardı.
Ve asbeha füadü ümmi musa fariğa in kadet le tübdi bihi levla er rabatna ala kalbiha li tekune minel mü'minin
Musa'nın anasının yüreği (tasadan) bomboş kalıverdi. Eğer biz, (vaadimize) inananlardan olması için onun kalbini pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse işi meydana çıkaracaktı.
Ve kalet li uhtihi kussihi fe besurat bihi an cünübiv ve hüm la yeş'urun
Annesi Musa'nın ablasına, "Onun izini takip et" dedi. O da, onlar farkına varmadan uzaktan kardeşini gözetledi.
Ve harramna aleyhil meradia min kablü fe kalet hel edüllüküm ala ehli beytiy yekfülunehu leküm ve hüm lehu nasihun
Biz (annesine geri vermezden) daha önce, onun süt analarının sütünü kabulüne müsade etmedik. Bunun üzerine ablası, "Size, onun bakımını sizin namınıza üstlenecek, hem de ona iyi davranacak bir aile göstereyim mi?" dedi.
Fe radednahü ila ümmihi key tekarra aynühaa ve la tahzene ve li ta'leme enne va'dellahi hakkuv ve lakinne ekserahüm la ya'lemun
Böylelikle biz onu, gözü aydın olsun, gam çekmesin ve Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin, diye anasına geri verdik. Fakat yine de pek çoğu (bunu) bilmezler.
Ve lemma beleğa eşüddehu vesteva ateynahü hukmev ve ilma ve kezalike neczil muhsinin
Musa yiğitlik çağına girip olgunlaşınca, biz ona hikmet ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle mükafatlandırırız.
Ve dehalel medinete ala hiyni ğafletim min ehliha fe vecede fiha racüleyni yaktetilani haza min şiatihi ve haza min adüvvih festeğasehüllezi min şiatihi alellezi min adüvvihi fe vekezehu musa fe kada aleyhi kale haza min ameliş şeytan innehu adüvvüm müdillüm mübin
Musa, halkının habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada, biri kendi tarafından diğeri düşman tarafından olan iki adamı birbirleriyle döğüşür buldu. Kendi tarafı olan, düşmana karşı ondan yardım diledi. Musa da ötekine bir yumruk indirip onun ölümüne sebep oldu. "Bu, şeytan işidir. O, gerçekten saptırıcı, apaçık bir düşmandır" dedi.
Kale rabbi inni zalemtü nefsi fağfirli fe ğafera leh innehu hüvel ğafurur rahiym
Musa, "Rabbim! Doğrusu kendimi ziyana uğrattım. Beni bağışla!" dedi; Allah da, onu bağışladı. Çünkü, çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olan ancak O'dur.
Kale rabbi bima en'amte aleyye fe lem ekune zahiral lil mücrimin
Musa, "Rabbim! Bana lutfettiğin nimetlere andolsun ki, artık suçlulara asla arka olmayacağım" dedi.
Fe asbeha fil medineti haifey yeterakkabü fe izellezistensarahu bil emsi yestasrihuh kale lehu musa inneke le ğaviyyüm mübin
Şehirde korku içinde, (etrafı) gözetleyerek sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen kimse feryad ederek yine ondan imdat istiyor. Musa ona dedi ki: "Doğrusu sen, besbelli bir azgınsın!"
Fe lemma en erade ey yebtişe billezi hüve adüvvül lehüma kale ya musa e türidü en taktüleni kema katelte nefsem bil emsi in türidü illa en tekune cebbara fil erdi ve ma türidü en tekune minel muslihiyn
Musa, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince, o adam dedi ki: "Ey Musa! Dün bir cana kıydığın gibi, bana da mı kıymak istiyorsun? Demek arabuluculardan olmak istemiyor da, bu yerde ille yaman bir zorba olmayı arzuluyorsun sen!"
Ve cae racülüm min aksal medineti yes'a kale ya musa innel melee ye'temirune bike li yaktüluke fahruc inni leke minen nasihiyn
Şehrin öbür ucundan bir adam geldi ve dedi ki: "Ey Musa! İleri gelenler seni öldürmek için hakkında müzakere ediyorlar. Derhal (buradan) çık! İnan ki ben senin iyiliğini isteyenlerdenim."
Fe harace minha halifey yeterakkabü kale rabbi neccini minel kavmiz zalimin
Musa korka korka, (etrafı) gözetleyerek oradan çıktı. "Rabbim! Beni zalimler güruhundan kurtar" dedi.
Ve lemma teveccehe tilkae medyene kale asa rabbi ey yehdiyeni sevaes sebil
Medyen'e doğru yöneldiğinde: "Umarım Rabbim beni doğru yola iletir." dedi.
Ve lemma verade mae medyene vecede aleyhi ümmetem minen nasi yeskune ve veced min dunihimümraeteyni tezudan kel ma hatbüküma kaleta la neskiy hatta yusdirar riaü ve ebuna şeyhun kebir
Musa, Medyen suyuna varınca, orada (hayvanlarını) sulayan bir çok insan buldu. Onların gerisinde de (hayvanlarını suyun olduğu yerden) geri çeken iki kadın gördü. Onlara "Derdiniz nedir?" dedi. Şöyle cevap verdiler: "Çobanlar sulayıp çekilmeden biz (onların içine sokulup hayvanlarımızı) sulamayız; babamız da çok yaşlıdır. "
Fe seka lehüma sümme tevella ilez zilli fe kale rabbi nini lima enzelte ileyye min hayrin fekiyr
Bunun üzerine Musa, onların davarlarını suladı. Sonra gölgeye çekildi ve "Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her hayra muhtacım" dedi.
Fe caethü ihdahüma temşi alestihyain kalet inne ebi yed'uke li yecziyeke ecra ma sekayte lena felemma caehu ve kassa aleyhil kasasa kale la tehaf necevte minel kavmiz zalimin
Derken, o iki kadından biri utana utana yürüyerek ona geldi. "Babam, dedi, bizim yerimize (hayvanları) sulamanın karşılığını ödemek için seni çağırıyor." Musa, ona (Hz. Şuayb'a) gelip başından geçeni anlatınca o, "korkma, o zalim kavimden kurtuldun" dedi.
Kalet ihdahüma ya ebetiste'cirhü inne hayra meniste'certel kaviyyül emin
(Şuayb'ın) iki kızından biri: "Babacığım! Onu ücretle (çoban) tut. Çünkü ücretle istihdam edeceğin en iyi kimse, bu güçlü ve güvenilir adamdır" dedi.
Kale inni üridü en ünkihake ihdebneteyye hateyni ala en te'cürani semaniye hicec fe in etmente aşran fe min indik ve ma üridü en eşükka aleyk setecidüni in şaellahü minas salihiyn
(Şuayb) Dedi ki: "Bana sekiz yıl çalışmana karşılık şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan artık o kendinden; yoksa sana ağırlık vermek istemem. İnşaallah beni iyi kimselerden bulacaksın."
Kale zalike biyni ve beynek eyyemel eceleyni kadaytü fe la udvane aleyy vallahü ala ma nekulü vekil
Musa şöyle cevap verdi: "Bu seninle benim aramdadır. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım demek ki, bana karşı husumet yok. Söylediklerimize Allah vekildir."
Felemma kada musel ecele ve sara bi ehlihi anese min canibit türi nasa kale li ehlihimküsu inni anestü naral lealli atiküm minha bi haberin ev cezvetim minen nari lealleküm tastalun
Artık Musa süreyi doldurup ailesiyle yola çıkınca, Tûr tarafından bir ateş gördü. Ailesine: "Siz (burada) bekleyin; ben bir ateş gördüm, belki oradan size bir haber, yahut ısınmanız için o ateşten bir parça getiririm" dedi.
Felemma etaha nudiye min şatiil vadil eymeni fil buk'atil mübaraketi mineş şecerati ey ya musa inni enellahü rabbül alemin
Oraya gelince, o mübarek yerdeki vâdinin sağ kıyısından, (oradaki) ağaç tarafından kendisine şöyle seslenildi: "Ey Musa! Bil ki ben, bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'ım."
Ve en elki asak felemma raaha tehtezzü keenneha cannüv vella müdbirav ve lem yüakkib ya musa akbil ve la tehaf inneke minel aminin
Ve "Asânı at!" denildi. Musa (attığı) asâyı yılan gibi debrenir görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı. "Ey Musa! Beri gel, korkma. Çünkü sen emniyette olanlardansın." (buyuruldu.)
Üslük yedeke fi ceybike tahruc beydae min ğayri su'iv vadmün ileyke cenahake miner rahbi fe zanike bürhanani mir rabbike ila fir'avne ve meleih innehüm kanu kavmen fasikiyn
"Elini koynuna sok, kusursuz bembeyaz çıkacaktır. Korkudan (açılan) kollarını kendine çek. İşte bu ikisi Firavun ve onun adamlarına karşı Rabbin tarafından iki kesin delildir. Çünkü onlar, yoldan çıkan bir kavim olmuşlardır." (diye seslenildi)
Kale rabbi nni kateltü minhüm nefsen fe ehafü ey yaktülun
Musa dedi ki: "Rabbim! Ben onlardan birini öldürmüştüm, beni öldürmelerinden korkuyorum."
Ve ehiy harunü hüve efsahu minni lisaen fe ersilhü meiye rid'ey yüsaddikuni inni ehafü ey yükezzibun
"Kardeşim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da beni doğrulayan bir yardımcı olarak benimle birlikte gönder. Zira bana yalancılık ithamında bulunmalarından endişe ediyorum."
Kale seneşüddü adudeke bi ehiyke ve nec'alü leküma sültanen fe la yesilune ileyküma bi ayatina entüma ve menit tebeakümel ğğalibun
Allah buyurdu: "Seni kardeşinle destekliyeceğiz ve size öyle bir kudret vereceğiz ki, âyetlerimiz sayesinde onlar size erişemeyecekler. Siz ve size tabi olanlar üstün geleceksiniz."
Felemma caehüm musa bi ayatina beyyinatin kalu ma haza illa sihrum müfterav ve ma semi'na bihaza fi abainel evvelin
Musa onlara apaçık âyetlerimizi getirince, "Bu, olsa olsa uydurulmuş bir sihirdir. Biz önceki atalarımızdan böylesini işitmemiştik" dediler.
Ve kale musa rabbi a'lemü bi men cae bil hüda min indihi ve men tekunü lehu akibetüd dar innehu la yüflihuz zalimun
Musa şöyle dedi: "Rabbim, kendi katından kimin hidayet rehberi getirdiğini ve hayırlı akibetin kime nasip olacağını en iyi bilendir. Muhakkak ki zalimler, kurtuluşa eremezler."
Ve kale fir'avnü ya eyyühel meleü ma alemtü leküm min ilahin ğayri Fe evkid li ya hamanü alet tiyni fec'al li sarhal lealli ettaliu ila ilahi musa ve inni le ezunnühu minel kazibin
Firavun: "Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilâh tanımıyorum. Ey Hâmân, haydi benim için çamur üzerine ateş yak (ve tuğla imal et), bana bir kule yap ki, Musa'nın ilâhına çıkayım; ama sanıyorum, o mutlaka yalan söyleyenlerdendir." dedi.
Vestekbera hüve ve cünudühu fil erdi bi ğayril hakki ve zannu ennehüm ileyna la yurceun
O ve askerleri, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandılar.
Fe ahaznahü ve cünudehu fenebeznahüm fil yemm fenzur keyfe kane akibetüz zalimin
Biz de onu ve askerlerini yakalayıp denize atıverdik. Bir bak, zalimlerin sonu nice oldu!
Ve cealnahüm eimmetey yed'une ilen nar ve yevmel kiyameti la yünsarun
Onları ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü onlar yardım görmeyeceklerdir.
Ve etba'nahüm fi hazihid dünya la'neh ve yevmel kiyameti hüm minel makbuhiyn
Bu dünyada arkalarına lanet taktık. Onlar, kıyamet gününde de kötülenmişler arasındadır.
Ve le kad ateyna musel kitabe mim ba'di ma ehleknel kurunel ula besaira lin nasi ve hüdev ve rahmetel leallehüm yetezekkerun
Andolsun ki biz, ilk nesilleri yok ettikten sonra Musa'ya olur ki düşünür, öğüt alırlar diye, insanlar için apaçık deliller, hidayet rehberi ve rahmet olarak o Kitab'ı (Tevrat'ı) vermişizdir.
Ve ma künte bi canibil ğarbiyyi iz kadayna ila musel emra ve ma künte mineş şahidin
(Resulüm!) Musa'ya emrimizi vahyettiğimiz sırada sen batı yönünde bulunmuyordun ve (o hadiseyi) görenlerden değildin.
Ve lakinna enşe'na kurunen fe tetavele aleyhimül umür ve ma künte saviyen fi ehli medyene tetlu aleyhim ayatina ve lakinna künna mursilin
Bilakis biz (o zamandan senin zamanına kadar) nice nesiller var ettik de, onların üzerinden uzun zamanlar geçti. Sen onlara âyetlerimizi okuyarak, Medyen halkı arasında bulunanlardan da değildin; aksine biz (başka) peygamber göndermiştik.
Ve ma künte bi canibit turi iz nadeyna ve lakir rahmetem mir rabbike li tünzira kavmem ma etahüm min nezirim min kablike leallehüm yetezekkerun
(Musa'ya) seslendiğimiz zaman da, Tûr'un yanında değildin. Bilakis senden önce kendilerine uyarıcı (peygamber) gelmeyen bir kavmi uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak (orada geçenleri sana bildirdik), ola ki onlar düşünüp öğüt alırlar.
Ve lev la en tusiybehüm müsiybetüm bima kaddemet eydihim fe yekulu rabbena lev la erselte iyna rasulen fe nettebia yatike ve nekune minel mü'minin
Bizzat kendi yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde, "Rabbimiz! Ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de, âyetlerine uysak ve müminlerden olsaydık" diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).
Felemma caehümül hakku min indina kalu levla utiye misle ma utiye musa e ve lem yekfüru bima utiye musa min kabl kalu sihrani tezahera ve kalu inna bi küllin kafirun
Fakat onlara tarafımızdan o hak (peygamber) gelince, "Musa'ya verilen (mucizeler) gibi ona da verilmeli değil miydi?" dediler. Peki daha önce Musa'ya verileni de inkâr etmemişler miydi? "Birbirini destekleyen iki sihir" demişler ve şunu söylemişlerdi: "Doğrusu biz hiçbirine inanmıyoruz."
Kul fe'tu bi kitabim min indillahi hüve ehda minhüma etebi'hü in küntüm sadikiyn
(Resulüm!) De ki: "Eğer doğru sözlüler iseniz, Allah katından bu ikisinden (bana ve Musa'ya inen kitaplardan) daha doğru bir kitap getirin de ben ona uyayım!"
Fe il lem yestecibu leke fa'lem ennema yettebiune ehvaehüm ve men edallü mimmenittebea hevahü bi ğayri hüdem minellah innellahe la yehdil kavmez zalimin
Eğer sana cevap vermezlerse, bil ki onlar, sırf heveslerine uymaktadırlar. Allah'tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir? Elbette Allah zalim kavmi doğru yola iletmez.
Ve le kad vessalna lehümül kavle leallehüm yetezekkerun
Andolsun ki biz, düşünüp öğüt alsınlar diye, sözü (vahyi) birbiri ardınca ulamışızdır.
Ellezine ateynahümül kitabe min kablihi hm bihi yü'minun
Ondan (Kur'ân'dan) önce kendilerine kitap verdiklerimiz, ona da iman ederler.
Ve iza yütla aleyhim kalu amenna bihi innehül hakku mir rabbina inna künna min kablihi müslimin
Onlara (Kur'ân) okunduğu zaman "O'na iman ettik. Çünkü o, Rabbimizden gelmiş hakikattir. Esasen biz daha önce de müslüman idik" derler.
Ülaike yü'tevne ecrahüm merrateyni bima saberu ve yedraune bil hasenetis seyyiete ve mimma razaknahüm yünfikun
İşte onlara, sabretmelerinden ötürü mükafatları iki defa verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar.
Ve iza semiullağve a'adu anhü ve kalu lena a'malüna ve leküm a'malüküm selamün aleyküm la nebteğil cahilin
Onlar, boş söz işittikleri zaman, ondan yüz çevirirler ve "Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selam olsun. Biz kendini bilmezleri istemeyiz" derler.
İnneke la tehdi men ahbebte ve lakinnellahe yehdi mey yeşa' ve hüve a'lemü bil mühtedin
(Resulüm!) Sen sevdiğini hidayete eriştiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.
Ve kalu in netteblil hüda meake nütehattaf min erdina e ve lem nümekkil lehüm haramen aminey yücba ileyhi semeratü külli şey'ir rizkam mil ledünna ve lakinne ekserahüm la yalemun
"Biz seninle beraber doğru yola uyarsak, yurdumuzdan atılırız" dediler. Biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürünlerinin toplanıp getirildiği, güvenli, dokunulmaz bir yere (Mekke-i Mükerreme'ye) yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler.
Ve kem ehlekna min karyetim betirat meiyşeteha fe tilke mesakinühüm lem tüskem mim ba'dihim illa kalila künna nahnül varisin
Biz, maişetleriyle şımarmış nice memleketi helak etmişizdir. İşte yerleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az oturulabilmiştir. Onlara biz varis olmuşuzdur.
Ve ma kane rabbüke mühlikel kura hatta yeb'ase fi ümmiha rasuley yetlu aleyhim ayatina ve ma künna mühlikil kura illa ve ehlüha zalimun
Rabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamberi memleketlerin ana merkezlerine göndermedikçe, memleketleri helâk edici değildir. Zaten biz, ancak halkı zalim olan memleketleri helâk etmişizdir.
Ve ma utitüm min şey'in fe metaul hayatid dünya ve zinetüha ve ma indellahi hayruv ve ebka e fe la ta'kilun
Size verilen şeyler, dünya hayatının geçim vasıtası ve debdebesidir. Allah katında olanlar ise, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ buna aklınız ermeyecek mi?
E fe mev veadnahü va'den hasenen fe hüve lakiyhi ke mem metta'nahü metaal hayatid dünya sümme hüve yevmel kiyameti minel muhdarin
Şu halde, kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz, ardından ona kavuşan kimse, (sırf) dünya hayatının geçici zevkini yaşattığımız ve sonra kıyamet gününde (azab için) huzurumuza getirilenler arasında bulunan kimse gibi midir?
Ve yevme yünadihim fe yekulü eyne şürakaiyellezine küntüm tez'umun
O gün Allah onları çağırarak, "Benim ortaklarım olduklarını iddia ettikleriniz, hani nerede?" diyecektir.
Ve kiyled'u şürakaeküm fe deavhüm fe lem yestecibu lehüm ve raevül azab lev ennehüm kanu yehtedun
"(Allah'a koştuğunuz) ortaklarınızı çağırın!" denir, onlar da çağırırlar; fakat kendilerine cevap vermezler ve (karşılarında) azabı görürler. Ne olurdu (dünyada iken) doğru yola girselerdi!
Ve yevme yünadihim fe yekulü maza ecebtümül murselin
O gün Allah onları çağırıp "Peygamberlere ne cevap verdiniz?" diyecektir.
Fe amiyet aleyhimül embaü yevmeizin fe hüm la yetesaelun
İşte o gün onlara bütün haberler kapkaranlık olmuştur; onlar birbirlerine de soramayacaklardır.
Fe memma men tabe ve amene ve amile salihan fe asa ey yekune minel müflihiyn
Fakat tevbe ederek, iman edip iyi işler yapan kimseye gelince, o, kurtuluşa erenler arasında olmayı umabilir.
Ve rabbüke yahlüku ma yeşaü ve yahtar ma kane lehümül hiyerah sübhanellahi ve teala amma yüşrikun
Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Onların seçim hakkı yoktur. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir ve şanı yücedir.
Ve rabbüke ya'lemü ma tükinnü suduruhüm ve ma yu'linun
Rabbin, onların, sinelerinde gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.
Ve hüvellahü la ilahe illa hu lehül hamdü fil ula vel ahirati ve lehül hukmü ve ileyhi türceun
İşte O, Allah'tır. O'ndan başka tanrı yoktur. Önünde de, sonunda da hamd O'nundur, hüküm O'nundur. Ve ancak O'na döndürüleceksiniz.
Kul eraeytüm in cealellahü aleykümül leyle sermeden ila yevmil kiyameti men ilahün ğayrullahi ye'tiküm bi diya' e fe la tesmeun
(Resulüm!) De ki: "Düşündünüz mü hiç, eğer Allah üzerinizde geceyi tâ kıyamet gününe kadar aralıksız devam ettirse, Allah'tan başka size ışık getirecek tanrı kimdir? Hâlâ işitmeyecek misiniz?"
Kul eraeytüm incealellahü aleykümün nehara sermeden ila yevmil kiyameti men ilahün ğayrullahi ye'tiküm bi leylin teskünune fih e fe la tübsirun
De ki: "Haber verin bakayım, eğer Allah üzerinizde gündüzü ta kıyamet gününe kadar aralıksız devam ettirse, Allah'tan başka, istirahat edeceğiniz geceyi size getirecek tanrı kimdir? Hâlâ görmeyecek misiniz?"
Ve mir rahmetihi ceale lekümül leyle ven nehara li teskünu fihi ve li tebteğu min fadlihi ve lealleküm teşkürun
Rahmetinden dolayı, Allah, geceyi ve gündüzü yarattı ki geceleyin dinlenesiniz (gündüzün) ise O'nun lütuf ve kereminden (rızkınızı) arayasınız. Umulur ki şükredersiniz.
Ve yevme yünadihim fe yekulü eyne şürakaiyellezine küntüm tez'umun
Ve hele o gün Allah onları çağırarak: "Benim ortaklarım olduklarını iddia ettikleriniz hani, nerede?" diyecektir.
Ve neza'na minkülli ümmetin şehiden fe kulna hatu bürhaneküm fe alimu ennel hakka lillahi ve dalle anhüm ma kanu yefterun
(O gün) her ümmetten bir şahit çıkarır, "Haydin, kesin delilinizi getirin!" deriz. O zaman bilirler ki, hakikat Allah'a aittir ve uydurageldikleri şeyler (putlar) de kendilerinden ayrılıp kaybolmuşlardır.
İnne karune kane min kavmi masu fe beğa aleyhim ve ateynahü minel künuzi ma inne mefatihahu le tenuü bil usbeti ülil kuvveti iz kale lehu kavmühu la tefrah innellahe la yühibbül ferihiyn
Karun, Musa'nın kavminden idi de, onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona demişti ki: "Şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez."
Vebteği fima atakellahüd daral ahirate ve la tense nesiybeke mined dünya ve ahsin kema ahsenellahü ileyke ve la tebğil fesade fil ard innellahe la yühibbül müfsidin
"Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu gözet, ama dünyadan da nasibini unutma! Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez."
Kale innema utitühu ala ilmin indi e ve lem yalem ennellahe kad ehleke min kablihi minel kuruni men hüve eşeddü minhü kuvvetev ve ekseru cem'a ve la yüs'elü an zünubihimül mücrimun
Karun ise: "O (servet) bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde verildi." demiştir. Bilmiyor muydu ki Allah, kendinden önceki nesillerden, ondan daha güçlü, ondan daha çok taraftarı olan kimseleri helak etmişti. Günahkarlardan günahları sorulmaz (Allah onların hepsini bilir).
Fe harace ala kamihi fi zinetih kalellezine yüridunel hayeted dünya ya leyte lena misle ma utiye karunü innehu lezu hazzin aziym
Derken Karun, ihtişam içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar, "Keşke Karun'a verilenin benzeri bizim de olsaydı. Hakikat şu ki o, çok büyük devlet sahibidir" dediler.
Ve kalellezine utül ilme veyleküm sevabüllahi hayrul li men amene ve amile saliha ve la yülekkaha illes sabirun
Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, şöyle dediler: "Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlara göre Allah'ın mükafatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir."
Fe hasefna bihi ve bidarihil erda fe ma kane lehu min fietiy yensurunehu min dunillahi ve ma kane minel müntesirin
Derken biz onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Artık Allah'a karşı kendisine yardım edecek taraftarları olmadığı gibi, o, kendini savunup kurtarabilecek kimselerden de değildi.
Ve asbehallezine temennev mekanehu bil emsi yekulune veyke ennellahe yebsütur rizka li mey yeşaü min ibadihi ve yakdir lev la em mennellahü aleyna le hasefe bina veykeennehu la yüflihul kafirun
Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler de: "Demek ki Allah kullarından dilediğine rızkı çok da, az da verir. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki inkârcılar iflah olmazmış" demeye başladılar.
Tilked darul ahiratü nec'alüha lillezine la yüridune ulüvven fil erdi ve la fesada vel akibetü lil müttekiyn
İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) akıbet, takva sahiplerinindir.
Men cae bil haseneti fe lehu hayrum minha ve men cae bis seyyieti fe la yüczellezine amilüs seyyiati illa ma kanu ya'melun
Kim bir iyilik getirirse ona ondan daha üstün karşılık vardır. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri işleyenler, ancak yaptıkları kadar ceza görürler.
İnnellezi ferad aleykel kur'ane le raddüke illa mead kur rabbi a'lemü men cae bil hüda ve men hüve fi dalalüm mübin
(Resulüm!) Kur'ân'ı (okumayı, tebliğ etmeyi ve ona uymayı) sana farz kılan Allah, elbette seni (yine) dönülecek yere döndürecektir. De ki: "Rabbim, kimin hidayetle geldiğini ve kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu en iyi bilendir."
Ve ma künte tercu ey yülka ileykel kitabü illa rahmetem mir rabbike fe la tekunenne zahiral lil kafirin
Sen, bu kitabın sana vahyolunacağını ummuyordun. Bu ancak Rabbinden bir rahmettir. O halde sakın kâfirlere arka çıkma!
Ve la yesuddünneke an ayatillahi ba'de iz ünzilet ileyke ved'u ila rabbike ve la tekunenne minel müşrikin
Allah'ın âyetleri sana indirildikten sonra, artık sakın onlar seni bu âyetlerden alıkoymasınlar. Rabbine davet et. Asla müşriklerden olma!
Ve la ted'u meallahi ilahen ahar la ilahe illa hüve küllü şey'in halikün illa vecheh lehül hukmü ve ileyhi türceun
Allah ile birlikte başka bir tanrıya tapıp yalvarma! O'ndan başka tanrı yoktur. O'nun zatından başka her şey helak olacaktır. Hüküm O'nundur ve siz ancak O'na döndürüleceksiniz.