Buradasınız

Kehf Suresi 40. Ayet

Örneğin: Namaz, Oruç, Zekat gibi ...

بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

Fe asa rabbi ey yü'tiyeni hayram min cennetike ve yursile aleyha husbanem mines semai fe tusbiha saiyden zeleka
Belki Rabbim, bana, senin bağından daha hayırlısını verir; senin bağına ise gökten yıldırımlar gönderir de, bağın yalçın bir toprak haline gelir."

Sure Adı:

Sure No:

Kur'an-ı Kerim ' de Genel Ayet Sırası: 
2180
Ayet No: 
40

Cüz:

Kur'an-ı Kerim Sayfası:

El hamdü lillahillezi enzele ala abdihil kitabe ve lem yec'al lehu iveca
Hamd, o Allah'a mahsustur ki kulu (Muhammed'e) kitabı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı.
Kayyimel li yünzira be'sen şedidem mil ledünhü ve yübeşşiral mü'mininellezine ya'melunes salihati enne lehüm ecran hasena
Onu dosdoğru (bir kitap) olarak (indirdi) ki katından gelecek şiddetli azaba karşı (insanları) uyarsın ve yararlı işler yapan müminlere kendileri için güzel bir mükafat bulunduğunu müjdelesin.
Makisine fihi ebeda
Onlar orada sürekli kalacaklardır.
Ve yünzirallezine kalüttehazellahü veleda
Ve "Allah çocuk edindi" diyenleri de uyarsın.
Ma lehüm bihi min ilmiv ve la li abaihim kebürat kelimeten tahrucü min efvahihim iy yekulune illa keziba
Bu hususta ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne büyük bir iftiradır. Onlar, yalandan başka bir şey söylemiyorlar.
Fe lealleke bahiun nefseke ala asarihim il lem yü'minu bi hazel hadisi esefa
(Ey Muhammed!) Demek onlar, bu söze (kitaba) inanmazlarsa, onların peşinde üzüle üzüle kendini helak edeceksin!
İnna cealna ma alel erdi zinetel leh ali neblüvehüm eyyühüm ahsenü amela
Biz yeryüzündeki şeyleri kendisine süs olsun diye yarattık ki, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim.
Ve inna le cailune ma aleyha saiydem cüruza
Şüphesiz biz, yeryüzünde olanları kupkuru bir toprak yapacağız.
Em hasibte enne ashabel kehfi ver rakiymi kanu min ayatina aceba
Yoksa sen Ashab-ı Kehf'i ve Rakim'i (isimlerinin yazılı bulunduğu taş kitabeyi) şaşılacak âyetlerimizden mi sandın?
İz evel fityetü ilel kehfi fe kalu rabbena atina mil ledünke rahmetev ve heyyi' lena min emrina raşeda
O gençler mağaraya sığınınca şöyle dediler: "Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bizim için şu işimizden bir kurtuluş yolu hazırla."
Fe darabna ala azanihim fil kehfi sinine adeda
Bunun üzerine biz de kulaklarını tıkayarak mağarada onları yıllarca uyuttuk.
Sümme beasnahüm li na'leme eyyül hizbeyni ahsa lima lebisu emeda
Sonra da iki gruptan hangisinin, onların mağarada kaldıkları süreyi daha iyi hesapladığını anlamak için, onları tekrar uyandırdık.
Nahnü nekussu aleyke nebeehüm bil hakk innehüm fityetün amenu bi rabbihim ve zidnahüm hüda
Biz sana onların kıssalarını gerçek olarak anlatacağız. Hakikaten onlar, Rablerine iman eden birkaç genç idi. Biz de onların hidayetlerini artırdık.
Ve rabatna ala kulubihim iz kamu fe kalu rabbüna rabbüs semavati vel erdi len ned'uve min dunihi ilahel le kad kulna izen şetata
(Oranın hükümdarı karşısında) ayağa kalkarak dediler ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O'ndan başkasına ilâh deyip tapmayız, yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz.
Haülai kavmünettehazu min dunihi aliheh lev la ye'tune aleyhim bi sültanim beyyin fe men azlemü mimmeniftera alellahi keziba
Şu bizim kavmimiz, Allah'tan başka ilâh edindiler. Onların ilâh olduğuna dair açık bir delil getirselerdi ya! Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?
Ve izi'tezeltümuhüm ve ma ya'büdune illallahe fe'vu ilel kehfi yenşur leküm rabbüküm mir rahmetihi ve yüheyyi' leküm min emriküm mirfeka
(İçlerinden biri şöyle demişti:) "Mademki siz, onlardan ve Allah'tan başka taptıkları putlardan ayrıldınız, o halde mağaraya sığının ki, Rabbiniz rahmetinden size genişlik versin ve işinizi rast getirip kolaylaştırsın."
Ve teraş şemse iza taleat tezaveru an kehfihim zatel yemini ve iza ğarabet takriduhüm zateş şimali ve hüm fi fecvetim minh zalike min ayatillah mey yehdillahü fe hüvel mühted ve mey yudlil fe len tecide lehu veliyyem mürşida
Ey Muhammed! Baksaydın güneşin doğduğu zaman mağaranın sağ tarafına yöneldiğini, batarken de sol taraftan onları makaslayıp geçtiğini görürdün. Onlar, mağaranın geniş bir yerinde idiler. İşte bu Allah'ın mucizelerindendir. Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır; kimi de hidayetten mahrum ederse, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.
Ve tahsebühüm eykazav ve hüm rukudüv ve nükallibühüm zatel yemini ve zateş şimali ve kelbühüm basitun ziraayhi bil vesiyd levit tala'te aleyhim le velleyte minhüm firarav ve le müli''e minhüm ru''a
Bir de onları mağarada görseydin uyanık sanırdın. Halbuki onlar uykudadırlar. Biz onları sağa sola çevirirdik. Köpekleri de girişte ön ayaklarını ileri doğru uzatmıştı. Eğer onları görseydin, arkana bakmadan kaçardın ve için korku ile dolardı.
Ve kezalike beasnahüm li yetesaelu beynehüm kale kailüm minhüm kem lebistüm kalu lebisna yevmen ev ba'da yevm kalu rabbüküm a'lemü bi ma lebistüm feb'asu ehadeküm bi verikilüm hazihi ilel medineti fel yenzur eyyüha ezka taamen fel ye'tiküm bi rizkim minhü vel yetelattaf ve la yüş'iranne biküm ehada
Onları bir mucize olarak uyuttuğumuz gibi, birbirlerine sorsunlar diye kendilerini uyandırdık da içlerinden bir sözcü şöyle dedi: "Ne kadar durup kaldınız?" (Kimi) "Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık" dediler. (Kimi de) şöyle dediler: "Ne kadar durduğunuzu, Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi, bu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temiz ise, ondan size azık getirsin. Hem çok dikkatli davransın ve sizi kimseye sezdirmesin."
İnnehüm iy yazheru aleyküm yercümuküm ev yüiyduküm fi milletihim ve len tüflihu izen ebeda
"Çünkü şehir halkı, sizi ellerine geçirirlerse muhakkak sizi taşlayarak öldürürler veya kendi dinlerine çevirirler ki, o zaman siz dünyada da ahirette de asla kurtuluşa eremezsiniz."
Ve kezalike a'serna aleyhim li ya'lemu enne va'dellahi hakkuv ve ennes saate la raybe fiha iz yetenazeune beynehüm emrahüm fe kalübnu aleyhim bünyana rabbühüm a'lemü bihim kalellezine ğalebu ala emrihim le nettehizenne aleyhim mescida
Böylece insanları onlardan haberdar kıldık ki, öldükten sonra dirilmenin hak olduğunu ve kıyamet gününden şüphe edilemeyeceğini bildirmek için, öylece şehir halkına buldurduk. Onları mağarada bulanlar, aralarında durumlarını tartışıyorlardı. Dediler ki: "Üstlerine bir bina (kilise) yapın. Bununla beraber Rableri, onları daha iyi bilir." Sözlerinde üstün gelen müminler: "Üzerlerine muhakkak bir mescid yapacağız." dediler.
Se yekulune selasetür rabiuhüm kelbühüm ve yekulune hamsetün sadisühüm kelbühüm racmem bil ğayb ve yekulune seb'atüv ve saminühüm kelbühüm kur rabbi a'lemü bi iddetihim ma ya'lemühüm illa kalilün fe la tümari fihim illa miraen zahirav ve la testefti fihim minhüm ehada
Ashab-ı Kehf'in sayılarında ihtilaf edenlerden bazıları: Onlar, üç kişidir, dördüncüleri köpekleridir" diyecekler. Diğer bazıları da "Onlar, beş kişidir, altıncıları köpekleridir " diyecekler. Her ikisi de bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir. (kimileri de:) "Onlar, yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir" derler. De ki: "Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir." Onları ancak pek azı bilir, Bu sebeple onlar hakkında bu bildirilenler dışında bir münakaşaya girişme ve bunlar hakkında hiç kimseye de bir şey sorma!
Ve la tekulenne li şey'in inni failün zalike ğada
Hiçbir şey için, Allah'ın dilemesi dışında: "Ben yarın onu yapacağım deme"
İlla ey yeşaellahü vezkür rabbeke iza nesite ve kul asa ey yehdiyeni rabbi li akrabe min haza raşeda
Ancak Allah dilerse (yapacağım de). Ve unuttuğun vakit Allah'ı an ve "Umarım Rabbim beni, doğruya daha yakın olana eriştirir." de.
Ve lebisu fi kehfihim selase mietin sinine vazdadu tis'a
Onlar, mağaralarında üçyüz yıl kadar kaldılar ve dokuz yıl da buna ilave etmişlerdir.
Kulillahü a'lemü bima lebisu lehu ğaybüs semavati vel ard ebsir bihi ve esmi' ma lehüm min dunihi miv veliyyiv ve la yüşrikü fi hukmihi ehada
De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir." Göklerin ve yerin gaybı O'na aittir. O ne güzel görendir! O ne mükemmel işitendir! Onların, O'ndan başka bir yardımcısı yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.
Vetlü ma uhiye ileyke min kitabi rabbik la mübeddile li kelimatihi ve len tecide min dunihi mültehada
Rabbinin kitabından sana vahyolunanı oku! Onun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. Ve O'ndan başka bir sığınılacak da bulamazsın.
Vasbir nefseke meallezine yed'une rabbehüm bil ğadati vel aşiyyi yüridune vechehu ve la ta'dü aynake anhüm türidü zinetel hayatid dünya ve la tüti' men ağfelna kalbehu an zikrina vettebea hevahü ve kane emruhu füruta
Nefsince de, sabah akşam rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber candan sabret. Sen dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma. Kalbini, bizi anmaktan gafil kıldığımız, nefsinin kötü arzusuna uymuş ve işi hep aşırılık olan kimseye uyma.
Ve kulil hakku mir rabbiküm fe men şae fel yü'miv ve men şae fel yekfür inna a'tedna liz zalimine naran ehata bihim süradikuha ve iy yesteğiysu yüğasu bi mani kel mühli yeşvil vücuh bi'seş şerab ve saet mürtefeka
Ve de ki: O hak Rabbimizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Çünkü biz zalimler için öyle bir ateş hazırlamışız ki, duvarları, çepeçevre onları içine alacaktır. Eğer feryad edip yardım isteseler, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. O ne kötü bir içecek ve ne kötü bir dayanma yeri!
İnnellezine amenu ve amilus salihati inna la nüdiy'u ecra men ahsene amela
İman edip de güzel davranışlarda bulunanlar var ya, şüphe yok ki biz öyle güzel işler yapanların mükafatını zayi etmeyiz.
Ülaike lehüm cennatü adnin tecri min tahtihimül enharu yühallevne fiha min esavira min zehebiiv ve yelbesune siyaben hudram min sündüsiv ve istebrakim müttekiine fiha alel eraik ni'mes sevab ve hasünet mürtefeka
İşte onlara Adn cennetleri vardır; altlarından ırmaklar akar, orada altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyerek koltuklar üzerine dayanıp kurulacaklar. O ne güzel karşılık ve ne güzel kalma yeri!
Vadrib lehüm meseler racüleyni min a'nabiv ve hafefnahüma bi nahliv ve cealna beynehüma zer'a
Onlara, şu iki adamı misal olarak anlat: Biz bunlardan birine her türlü üzümden iki bağ vermişiz, her ikisinin etrafını hurmalarla donatmışız, aralarında da bir ekinlik yapmışız.
Kiltel cenneteyni atet üküleha ve lem tazlim minhü şey'ev ve feccerna hilalehüma nehara
İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbir şey noksan bırakmamış, ikisinin ortasından bir de nehir akıtmışız.
Ve kane lehu semer fe kale li sahibihi ve hüve yühaviruhu ene ekseru minke malev ve eazzü nefera
İki bağın sahibinin ayrıca başka geliri vardı. Bundan dolayı bu adam arkadaşıyla münakaşa ederken: "Ben malca senden daha zengin ve insan sayısı bakımından da senden daha güçlü ve üstünüm" dedi.
Ve dehale cennetehu ve hüve zalimül li nefsih kale ma ezunnü en tebide hazihi ebeda
Adam, bu şekilde kendine zulmederek bağına girdi ve şöyle dedi: "Bunun hiç yok olacağını sanmıyorum"
Ve ma ezunnüs saate kaimetev ve leir rudidtü ila rabbi le ecidenne hayram minha münkaleba
"Kıyametin kopacağını da zannetmem. Şayet Rabbimin huzuruna götürürlürsem, muhakkak orada bundan daha hayırlı bir sonuç bulurum".
Kale lehu sahibühu ve hüve yühavirruhu e keferte billezi halekake min türabin sümme min nutfetin sümme sevvake racüla
Bunun üzerine kendisiyle münakaşa eden arkadaşı da ona şöyle dedi: "Seni topraktan, sonra seni bir damla sudan yaratan, daha sonra da seni insan haline getireni mi inkar ediyorsun?
Lakinne hüvellahü rabbi ve la üşrikü bi rabbi ehada
"Fakat ben iman ederek diyorum ki: O Allah, benim Rabbimdir, ben Rabbime kimseyi ortak koşmam."
Ve lev la iz dehalte cenneteke kulte ma şaellahü la kuvvete illa billah in terani ene ekalle minke malev ve veleda
"Kendi bağına girdiğin zaman: "Bu Allah'dandır, benim kuvvetimle değil, Allah'ın kuvveti ile olmuştur, deseydin ya! Her ne kadar beni, malca ve evlatça kendinden az görüyorsan da."
Ev yusbiha maüha ğavran fe len testetiy'a lehu taleba
"Yahut, bağının suyu yerin dibine çekilir de bir daha suyunu çıkarıp bağını sulayamazsın."
Ve ühiyta bi semerihi fe asbeha yükallibü keffeyhi ala ma enfeka fiha ve hiye haviyetün ala uruşiha ve yekulü ya leyteni lem üşrik bi rabbi ehada
Derken serveti yok edildi. Bunun üzerine bağına yaptığı masraflara karşı ellerini oğuşturmaya başladı. Bağ, çardakları üzerine yıkılmış kalmıştı, "Ah Keşke Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmasaydım" diyordu.
Ve lem tekül lehu fietüy yensurunehu min dunillahi ve ma kane müntesira
Onun Allah'tan başka yardım edecek adamları yoktur ve Allah'a karşı kendi nefsini de kurtaramadı.
Hünalikel velayetü lillahil hakk hüve hayrun sevabev ve hayrun ikba
İşte burada yardım, yalnız hak olan Allah'a aittir. O'nun verdiği mükâfat da daha hayırlıdır, netice de daha hayırlıdır.
Vadrib lehüm meselel hayatid dünya ke main enzelnahü mines semai fahteleta bihi nebatül erdi fe asbeha heşimen tezruhür riyah ve kanellahü ala külli şey'im muktedira
Ey Muhammed! Sen onlara dünya hayatının misalini ver. Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkileri (her renk ve çiçekten) birbirine karışmış, nihayet bir çöp kırıntısı olmuştur. Rüzgarlar onu savurur gider. Allah her şeye muktedirdir.
Elmalü vel benune zinetül hayatid dünya vel bakiyatüs salihatü hayrun inde rabbike sevabev ve hayrun emela
Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Bakî kalacak olan iyi ameller ise, Rabbinin katında, sevabca da hayırlıdır, ümid yönünden de daha hayırlıdır.
Ve yevme nüseyyirul cibale ve teral erda barizetev ve hasernahüm fe lem nüğadir minhüm ehada
O kıyamet gününü hatırla ki, dağları yürüteceğiz ve yeryüzünü çırılçıplak göreceksin. Bütün insanları, mahşerde toplayacağız hiçbir kimseyi bırakmayacağız.
Ve uridu ala rabbike saffa le kad ci'tümuna kema halaknaküm evvele merratim bel zeamtüm ellen nec'ale leküm mev'ida
Onlar, saf halinde Rabbine arz edilmişlerdir. Allah, onlara şöyle diyecektir: "Şüphesiz sizi ilk önce yarattığımız gibi bize geldiniz. Fakat, size kıyamet için yaptığımız vaadi yerine getirmeyeceğimizi sanmıştınız, değil mi?
Ve vüdial kitabü fe teral mücrimine müşfikiyne mimma fihi ve yekulune ya veyletena mali hazel kitabi la yüğadiru sağiyratev ve la kebiraten illa ahsaha ve vecedu ma amilu hadira ve la yazlimü rabbüke ehada
O gün herkesin amel defteri ortaya konulmuştur. Ey Muhammed! Günahkârların, amel defterlerinden korkarak: "Eyvah bize! Bu nasıl deftermiş ki, büyük küçük hiçbir şey bırakmadan hepsini saymış dökmüş" dediklerini görürsün. Onlar, bütün yaptıklarını hazır bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.
Ve iz kulna lil melaiketiscüdu li ademe fe secedu illa iblis kane minel cinni fe feseka an emri rabbih e fe tettehizunehu ve züriyyetehu evliyae min duni ve hüm leküm adüvv bi'se liz zalimine bedela
Yine o vakti hatırla ki biz, meleklere: "Âdem'e secde edin!" demiştik. İblis hariç olmak üzere onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi, Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz beni bırakıp da İblis'i ve soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Halbuki onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne kötü bir değişmedir.
Ma eşhedtühüm halkas semavati vel erdi ve la halka enfüsihim ve ma küntü müttehizel müdilline aduda
Ben, onları (İblis ve soyunu) ne göklerin ve yerin yaratılışında, ne de kendilerinin yaratılışında şahit tutmadım ve hiçbir zaman doğru yoldan çıkanları yardımcı edinmiş değilim.
Ve yevme yekulü nadu şürakaiyellezine zeamtüm fe deavhüm fe lem yestecibu lehüm ve cealna beynehüm mevbika
Ve o (kıyamet) günü Allah kâfirlere şöyle buyuracak: "Ortaklarım ve şefaatçılarınız diye zannettiğiniz putlarınızı çağırın." Müşrikler onları çağırırlar, fakat kendilerine cevap vermezler. Biz, kâfirlerle ilâhları arasına ateşten bir engel koymuşuzdur.
Verael mücrimunen nara fe zannu ennehüm müvakiuha ve lem yecidu anha masrifa
Günahkârlar ateşi görmüşler de artık ona düşeceklerini anlamışlardır. Fakat ondan kaçıp sığınacak bir yer bulamazlar.
Ve le kad sarrafna fi hazel kur'ani lin nasi min külli mesel ve kanel insanü eksera şey'in cedela
Şüphesiz biz, bu Kur'ân'da insanlara çeşitli mânâları türlü misallerle açık olarak verdik. İnsan ise, her şeyden çok mücadelecidir.
Ve ma menean nase ey yü'minu iz caehümül hüda ve yestağfiru rabbehüm illa en te'tiyehüm sünnetül evveline ev ye'tiyehümül azabü kubüla
Kendilerine doğru yolu gösteren peygamber geldiğinde insanları, iman etmekten ve Rabblerinden günahlarının mağfiretini istemekten alıkoyan şey sadece geçmiş milletlerin başlarına gelen felaketlerin kendilerine de gelmesini veya ahiret azabının ansızın göz göre göre gelip çatmasını beklemek olmuştur.
Ve ma nürsilül mürseline illa mübeşşirine ve münzirin ve yücadilüllezine kefeu bil batili li yüdhidu bihil hakka vettehazu ayati ve ma ünziru hüzüva
Halbuki biz peygamberleri ancak müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kâfir olanlar ise hakkı, batılla ortadan kaldırmak için mücadele ediyorlar. Onlar, âyetlerimizi ve korkutuldukları azabı da alaya almışlardır.
Ve men azlemü mimmen zükkira bi ayati rabbihi fe a'rada anha ve nesiye ma kaddemet yedah inna cealna ala kulubihim ekinneten ey yefkahuhü ve fi azanihim vakra ve in ted'uhüm ilel hüda fe ley yehtedu izen ebeda
Rabbinin âyetleriyle nasihat edilip de onlardan yüz çeviren ve daha önce işlediği günahları unutandan daha zalim kim olabilir? Biz onların kalbleri üzerine (Kur'ân'ı) anlamalarına engel olan bir ağırlık, kulaklarına da sağırlık verdik. Ey Muhammed! Sen onları doğru yola çağırsan da onlar asla hidayete ermezler.
Ve rabbükel ğafuru zür rahmeh lev yüahizühüm bi ma kesebu le accele lehümül azab bel lehüm mev'idül ley yecidu min dunihi mev'ila
Bununla beraber rahmet sahibi olan Rabbin çok bağışlayıcıdır, tevbe eden kullarına rahmeti boldur. Eğer Allah, işledikleri günahlar yüzünden onları hemen cezalandıracak olsaydı, onlara hemen azab ederdi. Fakat onlara vaad edilen bir zaman vardır ki, o geldiğinde Allah'ın azabından bir kurtuluş yeri bulamazlar.
Ve tilkel kura ehleknahüm lemma zalemu ve cealna li mehlikihim mev'ida
İşte zulmettikleri için helak ettiğimiz şehirler! Biz onların helâkleri için de belirli bir zaman tayin etmiştik.
Ve iz kale musa li fetahü la ebrahu hatta eblüğa mecmeal bahrayni ev emdiye hukuba
Ey Muhammed! Bir vakit Musa genç adamına demişti ki: "İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim, yahut senelerce gideceğim."
Felemma beleğa mecmea beynihima nesiya hutehüma fettehaze zebilehu fil bahri seraba
Bunun üzerine ikisi de iki denizin birleştiği yere vardıklarında balıklarını unuttular. Bu arada balık, denizde yolunu bulup kaybolmuştu.
Felemma caveza kaleli fetahü atina ğadaena le kad lekiyna min seferina haza nesaba
İki denizin birleştiği yeri geçtikleri zaman, Musa genç arkadaşına: "Kuşluk yemeğimizi getir. Gerçekten biz bu yolculuğumuzda epey yorulduk" dedi.
Kale eraeyte iz eveyna iles sahrati fe inni nesitül hute ve ma ensanihü illeş şeytanü en ezkürah vettehaze sebilehu fil bahri aceba
Adam: "Gördün mü! dedi. Kayaya sığındığımız vakit doğrusu ben balığı unutmuşum. Onu hatırlamamı, muhakkak şeytan bana unutturdu. O denizde garip bir yol tutup gitmişti."
Kale zalike ma künna nebği fertedda ala asarihima kasasa
Musa da demişti ki: "İşte aradığımız o idi." Bunun üzerine izlerine dönüp gerisin geri gittiler.
Fe veceda abdem min ibadina ateynahü rahmetem min indina ateynahü rahmetem min indina ve allemnahü mil ledünna ilma
Nihayet kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
Kale lehu musa hel ettebiuke ala en tüallimeni mimma ullimte ruşda
Musa ona: "Allah'ın sana öğrettiği ilim ve hikmetten bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" dedi.
Kale inneke len testetiy'a meiye sabra
(Hızır) dedi ki: "Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin.
Ve keyfe tasbiru ala ma lem tühit bihi hubra
"İçyüzünü kavrayamadığın şeye nasıl sabredeceksin?"
Kale setecidüni in şaellahü sabirav ve la a'siy leke emra
Musa: "İnşaallah beni sabırlı bulacaksın ve senin hiçbir işine karşı gelmeyeceğim" dedi.
Kale fe initteba'teni fe la tes'elni an şey'in hatta uhdise leke minhü zikra
(Hızır) dedi ki: "O halde bana tabi olacaksın; ben sana sırrını anlatmadıkça, hiçbir şey hakkında bana soru sorma!"
Fentaleka hatta iza rakiba fis sefineti harakaha kale eharakteha li tüğrika ehleha le kad ci'te şey'en imra
Bunun üzerine ikisi beraber yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman, o kul (Hızır) gemiyi deldi. Musa, ona şöyle dedi: "Geminin içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın."
Kale e lem e kul inneke len testetiy'a meiye sabra
(Hızır:) "Sen benimle asla sabredemezsin, demedim mi?" dedi.
Kale la tüahizni bima nesitü ve la türhikni min emri usra
Musa dedi ki: "Unuttuğum şeyden dolayı beni suçlama ve bu işimden dolayı bana bir güçlük çıkarma."
Fentaleka hatta iza lekiya ğulamen fe katellehu kale e katelte nefsen zekiyyetem bi ğayri nefs le kad ci'te şey'en nükra
Yine gittiler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında Hızır hemen onu öldürdü. Musa: "Kısas olmadan masum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu sen çok fena bir şey yaptın" dedi.
Kale elem e kul leke inneke len testetiy'a meiye sabra
Hızır dedi ki: "Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin demedim mi sana?"
Kale in seeltüke an şey'im ba'deha fe la tüsahibni kad belağte mil ledünni uzra
(Musa) dedi ki: "Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam bana arkadaş olma! Hakikaten benim tarafımdan ileri sürülebilecek son mazerete ulaştın.
Fentaleka hatta iza eteya ehle karyetinistet'ama ehleha fe ebev ey yüdayyifuhüma fe veceda fiha cidaray yüridü ey yenkadda fe ekameh kale lev şi'te lettehazte aleyhi ecra
Bunun üzerine yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yemek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. Hızır hemen onu doğrulttu. Musa: "İsteseydin elbet buna karşı bir ücret alırdın" dedi.
Kale haza firaku beyni ve beynik se ünebbiüke bi te'vili ma lem testeti' aleyhi sabra
Hızır dedi ki: "İşte bu, seninle benim aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana o sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim."
Emmes sefinetü fe kanet li mesakine ya'melune fil bahri fe eradtü en eiybeha ve kane veraehüm meliküy ye'huzü külle sefinetin ğasba
"Gemi, denizde çalışan bir kaç yoksula aitti. Onu kusurlu kılmak istedim, çünkü onların ilerisinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı."
Ve emmel ğulamü fekane ebevahü mü'mineyni fe haşina ey yürhikahüma tuğyanev ve küfra
"Oğlana gelince, onun ana-babası mümin kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk."
Fe eradna ey yübdilehüma rabbühüma hayram minhü zekatev ve akrabe ruhma
"İstedik ki Rabbleri onun yerine kendilerine ondan temizlikçe daha hayırlı ve daha çok merhamet eden birini versin."
Ve emmel cidaru fe kane li ğulameyni yetimeyni fil medineti ve kane tahtehu kenzül lehüma ve kane ebuhüma saliha fe erade rabbüke ey yeblüğa eşüddehüma ve yestahrica kenzehüma rahmetem mir rabbik ve ma fealtühu an emri zalike te'vilü ma lem testi' aleyhi sabra
"Duvar ise, o şehirde iki yetim oğlana ait idi. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ve ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzleri budur."
Ve yes'eluneke an zil karneyn kul seetlu aleyküm minhü zikra
Bir de sana Zülkarneyn'den soruyorlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.
İnna mekkenna lehu fil erdi ve ateynahü min külli şey'in sebeba
Gerçekten biz onu (Zülkarneyn'i) yeryüzünde iktidar sahibi yaptık ve ona ulaşmak istediği her şeyi elde etmesinin bir yolunu verdik.
Fe etbea sebeba
Derken o da bu yollardan birini tutup gitti.
Hatta iza belağa mağribeş şemsi vecedeha tağrubü fi aynin hamietiv ve vecede indeha kavma kulna yazel karneyni imma en tüazzibe ve imma en tettehize fihim husna
Nihayet güneşin battığı yere vardığı zaman, güneşi, (sanki) kara bir balçıkta batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir kavim buldu. Biz ona dedik ki: "Ey Zülkarneyn! Onları ya cezalandırırsın veya onların hakkında iyi davranırsın."
Kale emma men zaleme fe sevfe nüazzibühu sümme yüraddü ila rabbihi fe yüazzibühu azaben nükra
O da demişti ki: "Kim haksızlık ederse muhakkak ona azab edeceğiz; Sonra Rabbine geri döndürülecek, O da onu görülmemiş bir azabla cezalandırır."
Ve emma men amene ve amile salihan fe lehu cezaenil husna ve senekulü lehu min emrina yüsra
"Amma her kim de iman edip iyi bir iş yaparsa, buna da en güzel mükâfat vardır. Biz ona dünyada kolaylık gösterir zor işlere koşmayız."
Sümme etbea sebeba
Sonra Zülkarneyn yine bir yol tuttu.
Hatta iza belağa matliaş şemsi vecedeha tatlüu ala kavmil lem nec'al lehüm min duniha sitra
Nihayet güneşin doğduğu yere vardığında, güneşin kendilerini ondan koruyacak bir siper yapmadığımız bir kavim üzerine doğmakta olduğunu gördü.
Kezalik ve kad ehatna bima ledeyhi hubra
İşte Zülkarneyn'in kudret ve saltanatı böyleydi. Ve biz onun yanında olan her şeyi bilgimizle kuşatmıştık.
Sümme etbea sebeba
Sonra yine bir yol tuttu.
Hatta iza belağa beynes seddeyni vecede min dunihima kavmel la yekadune yefkahune kavla
Nihayet iki dağ arasına ulaştığında onların önünde, hemen hiç söz anlamayan bir kavim bulmuştu.
Kalu ya zel karneyni inne ye'cuce ve me'cuce müfsidune fil erdi fe hel nec'alü leke harcen ala en tec'ale beynena ve beynehüm sedda
Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Ye'cuc ve Me'cuc bu yerde fesat çıkarıyorlar. Onun için, bizimle onlar arasında bir sed yapman şartıyla sana bir vergi versek olur mu?"
Kale ma mekkenni fihi rabbi hayrun fe eiynuni bi kuvvetin ec'al beyneküm ve beynehüm redma
Dedi ki: "Rabbimin bana vermiş olduğu servet ve saltanat, sizin vereceğiniz şeyden daha hayırlıdır. Bana maddî yardımda bulunun da sizinle onların arasına en sağlam seddi yapayım.
Atuni züberal hadid hatta iza sava beynes sadafeyni kalenfühu hatta iza cealehu naran kale atuni üfriğ aleyhi kidra
"Bana, demir kütleleri getirin." Nihayet dağın iki ucunu denkleştirdiği vakit: "Ateş yakıp körükleyin" dedi. Demiri bir ateş koru haline getirince. "Bana erimiş bakır getirin üzerine dökeyim" dedi.
Femestau ey yazheruhü ve mestetau lehu nakba
Artık Ye'cuc ve Me'cuc bu seti ne aşabildiler ne de delebildiler.
Kale haza rahmetüm mir rabbi fe iza cae va'dü rabbi cealehu dekka' ve kane va'dü rabbi hakka
Zülkarneyn dedi ki: "Bu Rabbimin bir lütfudur. Rabbimin vaadi geldiği vakit de onu dümdüz yapacaktır. Rabbimin vaadi de haktır.
Ve terakna ba'dahüm yevmeiziy yemucü fi ba'div ve nüfiha fis suri fe cema'nahüm cem'a
Biz o gün (kıyamet günü) onları bırakıvermişizdir. Dalgalar halinde birbirlerine girerler, Sûr'a da üfürülmüştür. Böylece onların hepsini bir araya toplamışızdır.
() Ve aradna cehenneme yevmeizil lil kafirine arda
Ve cehennemi o gün kâfirlere öyle bir göstereceğiz ki!
Ellezine kanet a'yünühüm fi ğitain an zikri ve kanu la yestetiy'une sem'a
Onlar ki, beni hatırlatan âyetlerimden gözleri bir örtü içindeydi. İşitmeye de tahammül edemiyorlardı.
E fe hasibellezine keferu ey yettehizu ibadi min duni evliya' inna a'tedna cehenneme lil kafirinenüzüla
O kâfirler, beni bırakıp da kullarımı dostlar edineceklerini mi sandılar? Doğrusu biz cehennemi o kâfirlere bir konukluk olarak hazırladık.
Kul hel nünebbiüküm bil ahserine a'mala
De ki: Amelleri en çok boşa gidenleri size bildirelim mi?
Ellezine dalle sa'yühüm fil hayatid dünya ve hüm yahsebune ennehüm yuhsinune sun'a
Onların dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Oysa onlar güzel işler yaptıklarını sanıyorlardı.
Ülaikellezine keferu bi ayati rabbihim ve likaihi fe habitat a'malühüm fe la nükiymü lehüm yevmel kiyameti vezna
İşte onlar, Rabblerinin âyetlerini ve O'nun huzuruna çıkacaklarını inkâr etmişlerdir de bu yüzden iyilik altında yaptıkları bütün amelleri boşa gitmiştir. Artık kıyamet günü onlar için hiçbir ölçü tutturmayız.
Zalike cezaühüm cehennemü bima keferu vettehazu ayati ve rusüli hüzüve
İşte böyle, onların cezaları cehennemdir. Çünkü inkâr etmişler ve benim âyetlerimi, peygamberlerimi alaya almışlardır.
İnnellezine amenu ve amilus salihati kanet lehüm cennatül firdevsi nüzüla
İman edip salih ameller işleyenlere gelince, onlar için Firdevs cennetleri konak olmuştur.
Halidine fiha la yebğune anha hivela
İçlerinde ebedî olarak kalacaklar, oradan hiç ayrılmak istemeyeceklerdir. Bu hatırlatma ve uyarmayı yeterli görmeyip de daha fazla açıklama isteyenlere karşı ey Muhammed!
Kul lev kanel bahru midadel li kelimati rabi le nefidel bahru kable en tenfede kelimatü rabbi ve lev ci'na bi mislihi mededa
Deki: "Eğer Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden önce, deniz muhakkak tükenecekti, bir mislini daha yardımcı getirsek bile."
Kul innema ene beşerum mislüküm yuha ileyye ennema ilahüküm ilahüv vahid fe men kane yercu likae rabbihi felya'mel amelen salihav ve la yüşrik bi ibadeti rabbihi ehada
De ki: "Ben de sizin gibi ancak bir beşerim. Ne var ki, bana ilâhınızın ancak bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Onun için her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse iyi amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibadete hiç kimseyi ortak etmesin."