Buradasınız

Kur'an-ı Kerim ve Esma-ul Husna zikir sayfalarımızda reklamları kaldırdım. Rabbim'in Rızası hepimize olsun inşaAllah ...

Sebe Suresi 43. Ayet

Örneğin: Namaz, Oruç, Zekat gibi ...

بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

Ve iza tütla aleyhim ayatüna beyyinatin kalu ma haza illa racülüy yüridü ey yesuddeküm amma kane ya'büdü abaüküm ve kalu ma haza illa ifküm müftera ve kalellezine keferu lil hakki lemma caehüm in haza illa sihrum mübin
Karşılarında açık deliller halinde âyetlerimiz okunduğu zaman o zalimler: "Bu, başka değil, sırf sizi atalarınızın taptığı tanrılardan men etmek isteyen bir adam." dediler. Ve: "Bu (Kur'ân), başka bir şey değil, sırf uydurulmuş bir iftira" dediler. O kâfirler, hak kendilerine geldiği zaman: "Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değil." dediler.

Sure Adı:

Sure No:

Kur'an-ı Kerim ' de Genel Ayet Sırası: 
3649
Ayet No: 
43

Cüz:

Kur'an-ı Kerim Sayfası:

Elhamdü lillahillezi lehu ma fis semavati ve ma fil erdi ve lehüm hamdü fil ahirah ve hüvel hakimül habir
Hamd, o Allah'ındır ki göklerde ne var, yerde ne varsa hep O'nundur. Ahirette de hamd O'nundur. O hüküm ve himet sahibidir, herşeyden haberdardır.
Ya'lemü ma yelicü fil erdi ve ma yahrucü minha ve ma yenzilü mines semai ve ma ya'rucü fiha ve hüver rahiymül ğafur
Yere ne giriyor ve ondan ne çıkıyor, gökten ne iniyor ve ona ne çıkıyorsa (Allah) hepsini bilir. O çok merhamet edicidir. Çok bağışlayıcıdır.
Ve kalellesine keferu la te'tines saah kul bela ve rabbi le te'tiyenneküm alimil ğayb la ya'zübü anhü miskalü zerratin fis semavati ve la fil erdi ve la asğaru min zalike ve la ekberu illa fi kitabim mübin
İnkâr edenler: "Bize o kıyamet saati gelmez." dediler. De ki: "Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbim hakkı için kıyamet size mutlaka gelecektir. O'nun ilminden göklerde ve yerde zerre kadar bir şey kaçmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi muhakkak açık bir kitaptadır."
Li yecziyellezine amenu ve amilus salihüt ülaike lehüm mağfiratüv ve rizkun kerim
Çünkü Allah iman edip iyi ameller işleyenlere mükafat verecektir. İşte onlar için bir mağfiret ve cömertçe verilmiş bol rızık vardır.
Vellezine seav fi ayatina müacizine ülaike lehüm azabüm mir riczin elim
Âyetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlara gelince, onlar için de pek kötü ve elem verici bir azab vardır.
Ve yerallezine ütül ilmellezi ünzile ileyke mir rabbike hüvel hakka ve yehdi ila siratil azizil hamid
Kendilerine ilim verilmiş olanlar görüyorlar ki, Rabbinden sana indirilen Kur'ân, hakkın kendisidir. O, gücüne nihayet olmayan, her hamde lâyık bulunan Allah'ın yolunu gösteriyor.
Ve kalellezine keferu hel nedüllüküm ala racüliy yünebbiüküm iza müzziktüm külle mümezzekin inneküm lefi halkin cedid
Böyle iken inkâr edenler şöyle dediler: "Siz öldükten sonra, didik didik parçalandığınız vakit, yeniden bir yaratılış içinde bulunacaksınız diye, size birtakım haberler veren kişiyi gösterelim mi?"
Eftera alellahi keziben em bihi cinneh belillezine la yü'minune bil ahirati fil azabi ved dalalil beiyd
O, bir yalanı Allah'a iftira mı etti, yoksa kendisinde bir delilik mi var?" Hayır, doğrusu âhirete inanmayanlar, derin bir sapıklıkla azab içindedirler.
E fe lem yerav ila ma beyne eydihim ve ma halfehüm mines semai vel ard in neşe' nahsif bihimül erda ev nüskit aleyhim kisefem mines sema' inne fi zalike le ayetel li külli abdim münib
Ya gökten ve yerden önlerindekine ve arkalarındakine bir bakmazlar mı? Dilesek kendilerini yere geçiriveririz. Yahut gökten üzerlerine parçalar düşürüveririz. Şüphesiz bunda Allah'a yönelen (hakka gönül veren) her kul için bir ibret vardır.
Ve le kad ateyna davude minna fadla ya cibalü evvibi meahu vet tayr ve elenna lehül hadid
Andolsun ki, biz Davud'a tarafımızdan bir fazilet verdik. "Ey dağlar! Onunla beraber tesbih edin." dedik ve bunu kuşlara da (emrettik) ve ona demiri yumuşattık.
Eni'mel sabiğativ ve kaddir fis serdi va'melu saliha inni bima ta'melune besiyr
Bol bol zırhlar yap ve biçimlemede ölçüyü gözet dedik. Siz de iyi işler yapın, çünkü ben her yapacağınızı gözetiyorum.
Ve li süleymaner riha ğudüvvüha şehruv ve ravahuha şehr ve erselna lehu aynel kitr ve minel cinni mey ya'melü beyne yedeyhi bi izni rabbih ve mey yeziğ minhüm an emrina nüzikhü min azabis seiyr
Süleyman'ın emrine de rüzgarı verdik. Sabah gidişi bir aylık, akşam dönüşü bir aylık yol idi. Erimiş bakır menbaını da ona sel gibi akıttık. Hem Rabbi'nin izniyle elinin altında cinlerden de çalışan vardı. Onlardan da kim emrimizden dışarı çıkarsa ona ateş azabından tattırırdık.
Ya'melune lehu ma yeşaü mim meharibe ve temasile ve cifanin kel cevabi ve kudurir rasiyat i'melu ale davude şükra ve kalilüm min ibadiyeş şekur
Onlar, ona mihrablar, timsaller (heykeller) ve havuzlar gibi çanaklar ve sâbit kazanlardan her ne isterse yaparlardı. Çalışın ey Davud hanedanı, şükür için çalışın. Ama kullarım içinde şükreden azdır.
Felemma kadayna aleyhil mevte ma dellehüm ala mevtihi illa dabbetül erdi te'külü minseeteh Fe lemma harra tebeyyenetil cinnü el lev kanu ya'lemunel ğaybe ma lebisu fil azabil mühin
Ne zaman ki Süleyman'a ölümü hükmettik, cinlere onun ölümünü sezdiren olmadı. Yalnız bir güve böceği yere dayandığı asâsını yiyordu. Bu sebeple Süleyman yere yıkılınca ortaya çıktı ki, cinler eğer gaybı bilir olsalar o zilletli azab içinde bekleyip durmazlardı.
Le kad kane li sebein fi meskenihim ayeh cennetani ay yeminiv ve şimal külu mir rizki rabbiküm vşeküru leh beldetün tayyibetüv ve rabbün ğafur
Andolsun ki Sebe' kavmi için oturdukları yerde bir ibret vardı: Sağ ve soldan iki bahçe! (onlara): "Rabbinizin rızkından yiyin de O'na şükredin, ne güzel bir belde ve çok bağışlayıcı bir Rab!" (denildi).
Fe a'radu fe erselna aleyhim seylel arimi ve beddelnahüm bi cenneteyhim cenneteyni zevatey ükülin hamtiv ve esliv ve şey'im min sidrin kalil
Fakat onlar (şükürden yüz çevirdiler) bakmadılar. Biz de üzerlerine Arim selini salıverdik ve o güzelim iki bahçelerini buruk yemişli, ılgınlık ve içinde biraz da sidir ağacı bulunan iki harap bahçeye çevirdik.
Zalike cezeynahüm bima keferu ve hel nücazi illel kefur
Bunu onlara nankörlüklerinin cezası yaptık ve biz hep böyle çok nankör olanları cezalandırırız.
Ve cealna beynehüm ve beynel kuralleti barakna fiha kuran zahiratev ve kadderna fihes seyr siru fiha leyaliye ve eyyamen aminin
Biz onlarla o bereket verdiğimiz memleketler arasında, sırt sırta şehirler meydana getirmiştik. Ve onlar da muntazam gidiş geliş düzenledik. (Onlara): Buralarda gecelerce ve gündüzlerce emniyet içinde gezip yürüyün (dedik).
Fe kalu rabbena baid beyne esfarina ve zalemu enfüsehüm fe cealnahüm ehadise ve mezzaknahüm külle mümezzak inne fi zalike le ayatil li külli sabbarin şekur
Buna karşı onlar: "Ey Rabbimiz! Seferlerimizin arasını uzaklaştır" dediler ve nefislerine zulmettiler. Biz de onları efsanelere çevirdik ve tamamen didik didik dağıttık. Şüphesiz ki bunda çok şükredecek her sabırlı için elbette ibretler vardır.
Ve le kad saddeka aleyhim iblisü zannehu fettebeuhü illa ferikam minel mü'minin
Yine yemin ederim ki, İblis onlar hakkındaki zannını hakikaten doğru buldu da içlerinde müminlerden ibaret bir gruptan başkası ona uydular.
Ve ma kane lehu aleyhim min sültanin illa li na'leme mey yü'minü bil ahirati mimmen hüve minha fi şekk ve rabbüke ala külli şey'in hafiyz
Halbuki İblis'in onlar üzerinde hiçbir saltanat kudreti yoktu. Fakat biz ahirete imanı olanı belli edecek, ondan şüphe içinde bulunandan ayırt edecektik. Öyle ya Rabb'in her şeyi gözetleyendir.
Kulid'ullezine zeamtüm min dunillah la yemlikune miskale zerratin fis semavati ve la fil erdi ve ma lehüm fihima min şirkiv ve ma lehu minhüm min zahir
De ki: "Allah'ı bırakıp da tanrı saydığınız putlarınıza istediğiniz kadar yalvarın. Onların ne göklerde, ne yerde zerre kadar güçleri yetmez. Onların, bunlarda bir ortaklığı da yok. Allah'ın da onlardan bir yardımcısı yoktur."
Ve la tenfeuş şefaatü indehu illa li men ezine leh hatta iza füzzia an kulubihim kalu ma za kale rabbüküm kalül hakk ve hüvel aliyyül kebir
Allah'ın huzurunda şefaat da fayda vermez. Ancak izin verdiği kimseninki müstesna. Nihayet kalblerinden dehşet giderildiği zaman "Rabbiniz ne buyurdu?" derler. (Şefaat sahipleri de): "Hakkı söyledi" derler. O, her şeyden yüksek ve büyüktür.
Kul mey yerzükuküm mines semavati vel ard kulillahü ve inna ev iyyaküm leala hüden ev fi dalalim mübin
De ki: "Size göklerden ve yerden rızık veren kimdir?" Yine de ki: "Allah'tır, herhalde ya biz, ya da siz mutlak bir hidayet üzerindeyiz veya açık bir sapıklık içindeyiz."
Kul la tüs'elune amma ecramna ve la nüs'elü amma ta'melun
De ki: "Siz bizim yaptığımız günahlardan sorumlu tutulmazsınız. Biz de sizin yaptıklarınızdan sorumlu olmayız."
Kul yecmeu beynena rabbüna sümme yeftehu beynena bil hakk ve hüvel fettahul alim
De ki: "Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacak, sonra da hak hükmü ile aramızı ayıracaktır. Asıl hüküm veren ve her şeyi bilen O'dur."
Kul eruniyellezine elhaktüm bihi şürakae kella bel hüvellahül azizül hakim
De ki: "O'na ortak diye takıştırdıklarınızı bana gösterin bakayım! Hayır, öyle şey yoktur, doğrusu güçlü ve hikmet sahibi olan ancak Allah'tır."
Ve ma erselnake illa kaffetel lin nasi beşirav ve nezirav ve lakinne ekseran nasi la ya'lemun
Biz seni ancak bütün insanlara bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Ve yekulune meta hazel va'dü in küntüm sadikiyn
Ve: "Eğer gerçekçiyseniz bu vaad ne zaman olacak?" diyorlar.
Kul leküm miadü yevmel la teste'hirune anhü saatev ve la testakdimun
De ki: "Size vaad edilen öyle bir gündür ki, ondan ne bir an geri kalabilirsiniz, ne de ileri geçebilirsiniz."
Ve kalellezine keferu len nü'mine bi hazel kur'ani ve la billezi beyne yedeyh ve lev tera iziz zalimune mevkufune inde rabbihim yarciu ba'duhüm ila ba'dinil kavl yekulüllezinestud'ifu lillezi nestekberu lev la entüm lekünna mü'minin
Kâfirler: "Biz ne bu Kur'ân'a inanırız, ne de ondan öncekilere." dediler. Fakat o zalimler yakalanıp Rablerinin huzuruna durduruldukları zaman, birbirlerine söz atarken bir görsen! Bir taraftan zayıf düşürülenler, o büyüklük taslayanlara: "Siz olmasaydınız biz mutlaka mümin olurduk" derler.
Kalellezinestekberu lillezinestud'ifu e nahnü sadednaküm anil hüda ba'de iz caeküm bel küntüm mücrimin
Diğer taraftan büyüklük taslayanlar, zayıf düşürülenlere: "Size hidayet geldikten sonra, sizi ondan biz mi çevirdik? Hayır, siz kendiniz suçluydunuz." derler.
Ve kalellesinestud'ifu lillesinestekberu bel mekrul leyli ven nehari iz te'mürunena en nekfüra billahi ve nec'ale lehu endada ve eserrun nedamete lemma raevül azab ve cealnel ağlale fi a'nakillezine keferu hel yüczevne illa ma kanu ya'melun
O zayıf düşürülenler de o büyüklük taslayanlara: "Hayır, (işiniz) gece, gündüz hilekârlıktı. Çünkü siz bize Allah'ı inkâr etmemizi ve O'na eş koşmamızı emrediyordunuz." derler. Bunlar azabı gördükleri zaman içlerinden pişmanlık getirmektedirler. Biz de o kâfirlerin boyunlarına demir halkalar geçirmişizdir. Onlar sadece yaptıklarının cezasını çekiyorlardır.
Ve ma erselna fi karyetim min nezirin illa kale mütrafuha inna bima ürsiltüm bihi kafirun
Biz herhangi bir memlekete tehlikeyi haber veren bir uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın refah ile şımartılmış olanları: "Biz sizin gönderildiğiniz şeyleri tanımayız." dediler.
Ve kalu nahnü ekseru emvalev ve evladev ve ma nahnü bi müazzebin
Ve yine dediler ki: "Biz malca da daha çoğuz, evlatça da, bize azab edilmez."
Kul inne rabbi yebsütur rizka li mey yeşaü ve yakdiru ve lakinne ekseran nasi la yalemun
De ki: "Rabbim rızkı dilediğine genişletir, dilediğine sıkar. Fakat insanların çoğu bilmezler."
Ve ma emvalüküm ve la evladüküm billeti tükarribüküm indena zülfa illa men amene ve amile salihan fe ülaike lehüm cezaüd di'fi bima amilu ve hüm fil ğurufati aminun
Halbuki sizi huzurumuza yaklaştıracak olan, mallarınız ve evlatlarınız değildir. Ancak iman edip de salih amel işleyenlere gelince, işte onların amellerine karşı kendilerine kat kat mükafat vardır. Onlar cennet köşklerinde emniyet içindedirler.
Vellezine yes'avne fi ayatina müacizine ülaike fil azabi muhdarun
Âyetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlara gelince, işte onlar Hakk'ın huzuruna azab içinde getirileceklerdir.
Kul innne rabbi yebtütür rizka li mey yeşaü min ibadihi ve yakdiru leh ve ma enfaktüm min şey'in fe hüve yuhlifüh ve huve hayrur razikiyn
De ki: "Gerçekten Rabbim kullarından dilediği kimseye rızkı hem genişletir, hem daraltır. Her neyi hayra harcarsanız O, onun yerine başkasını verir. Hem O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
Ve yevme yahşüruhüm cemian sümme yekulü lil melaiketi e haülai iyyaküm kanu ya'büdun
O gün Allah, onları hep birlikte mahşere toplayacak, sonra meleklere: "Şunlar size mi tapıyorlardı?" diyecektir.
Kalu sübhhaneke ente veliyyüna min dunihim bel kanu ya'büdunel cinn ekseruhüm bihim mü'minun
Onlar da: "Seni tenzih ederiz. Bizim onlara karşı sığınacak velimiz sensin. Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı. Çoğu onlara inanmışlardı." diyecekler.
Fel yevme la yemlikü ba'duküm li ba'din nefav ve la darra ve nekulü lillezine zalemu zuku azaben narilleti küntüm biha tükezzibun
İşte o gün birbirinize ne bir menfaate, ne de bir zarara sahip olabilirsiniz. Ve biz o zulmedenlere: "Tadın bakalım o yalan deyip durduğunuz ateşin azabını!" deriz.
Ve ma ateynahüm min kütübiy yedrusuneha ve ma erselna ileyhim kableke min nezir
Halbuki biz onlara öyle ders alacakları kitaplar göndermedik. Kendilerine senden önce bir uyarıcı da göndermedik.
Ve kezzebellezine min kablihim ve ma beleğu mi'şara ma ateynahüm fe kezzebu rusüli fe keyfe kane nekir
Onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Hem bunlar, onlara verdiklerimizin onda birine eremediler. Peygamberlerimi yalanladılar, ama beni inkâr edişin sonu nasıl oldu?
Kul innema eizuküm bi vahideh en tekumu lillahi mesna ve füraa sümme tetefekkeru ma bi sahibiküm min cinneh in hüve illa nezirul leküm beyne yedey azabin şedid
De ki: "Size sadece bir tek nasihat edeceğim. Şöyle ki: Allah için ikişer, üçer ve teker teker kalkarsınız, sonra da iyi düşünürsünüz." Arkadaşınızda (peygamberde) delilikten eser yoktur. O, yalnız şiddetli bir azabın önünde, sizi sakındıracak bir peygamberdir.
Kul ma seeltüküm min ecrin fe hüve leküm in ecriye illa alellah ve hüve ala külli şey'in şehid
De ki: "Ben sizden herhangi bir ücret istemem, O sizin içindir. Benim ecrim ancak Allah'a aittir. O, her şeye şahittir."
Kul inne rabbi yakzifü bil hakk allamül ğuyub
De ki: "Gerçekten Rabbim, hakkı yerli yerine koyar. O, gaybları hakkıyla bilendir."
Kul cael hakku ve ma yübdiül batilü ve ma yüiyd
De ki: "Hak geldi, batılın önü de kalmaz, sonu da."
Kul in daleltü fe innema edillü ala nefsi ve inihtedeytü fe bima yuhiy ileyye rabbi innehu semiun karib
De ki: "Eğer ben yanılırsam, yalnız kendi adıma yanılırım. Ve eğer hidayeti bulmuşsam, bilinmeli ki Rabbimin bana vahiy vermesiyledir. Çünkü O, yakındır, işitir, işittirir."
Ve lev tera iz feziu fe la fevte ve ühizu mim mekanin karib
Onları telaşa düştükleri zaman görsen: Artık kaçamak yoktur. Yakın yerden yakalanmışlardır.
Ve kalu amenna bih ve enna lehümüt tenavüşü mim mekanim beiyd
Ve: "O'na iman ettik" demektedirler. Fakat onlar için (âhiret gibi) uzak bir yerden (imana) el sunmak (ulaşabilmek) nerede?
Ve kad keferu bihi min kabl ve yakzifune bil ğaybi mim mekanim beiyd
Halbuki daha önce (dünyada) O'nu inkâr etmişlerdi. Uzak yerden gayba taş atıyorlardı.
Ve hiyle beynehüm ve beyne ma yeştehune kema füile bi eşyaihim min kabl innehüm kanu fi şekkim mürib
Artık kendileriyle arzularının arasına set çekilmiştir. Tıpkı bundan önce benzerlerine yapıldığı gibi. Çünkü hepsi işkilli bir şüphe içinde bulunuyorlardı