Buradasınız
Kur'an-ı Kerim ve Esma-ul Husna zikir sayfalarımızda reklamları kaldırdım. Rabbim'in Rızası hepimize olsun inşaAllah ...
Kur'an-ı Kerim | Türkçe
بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
6236 Ayet Bulundu
İbrahim, sonra ailesine giderek semiz bir buzağı (eti) getirdi.
Onu önlerine sürerek: "Yemez misiniz?" dedi.
Yemediklerini görünce onlardan içine bir korku düştü. Onlar İbrahim'e: "Korkma!" dediler ve onu çok bilgili bir oğul ile müjdelediler.
Bunun üzerine karısı (Sâre) bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak: "Ben kısır bir kocakarıyım, nasıl çocuğum olur?" dedi.
Misafir melekler: "Evet bu böyledir. Rabbin böyle buyurdu. Gerçekten O hüküm ve hikmet sahibidir. Herşeyi hakkıyla bilir." dediler.
İbrahim, kendisine misafir olarak gelen meleklere: "Acaba sizin asıl önemli işiniz nedir ey elçiler?" dedi.
Onlar: "Gerçekten biz günahkâr bir kavim (olan Lût kavmine) gönderildik.
Onların üzerine çamurdan pişirilmiş sert taşlar yağdıracağız.
O taşlardan herbirinin haddi aşanlardan kime isabet edeceği Rabbin katında işaretlenmiştir." dediler.
Nihayet biz müminlerden orada bulunan kimseleri çıkardık.
Fakat biz orada müslümanlardan bir ev halkından başka kimseyi de bulamadık.
Biz orada acı bir azabdan korkan kimseler için bir ibret nişanesi bıraktık.
Musa'nın kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu apaçık bir delille Firavun'a göndermiştik.
Firavun ise ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, onun hakkında: "Bu bir sihirbazdır, ya da bir delidir." demişti.
Nihayet biz onu ve ordularını yakalayıp hepsini denize attık. Firavun ise o sırada (inadından dolayı pişmanlık duyarak) kendi kendini kınıyordu.
Âd kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani biz onların üzerine köklerini kesecek bir rüzgar göndermiştik.
O rüzgar üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül gibi dağıtıyordu.
Semud kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani onlara: "Belirli bir süreye kadar dünyadan yararalanıp, geçinin!" denmişti.
Onlarsa Rablerinin emrine karşı büyüklük tasladılar. Bunun üzerine kendilerini, bakıp dururlarken yıldırım yakalayıp, çarptı.
Artık onlar, ne kendi kendilerine ayağa kalkabildiler, ne de yardım gördüler.
Daha önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış fâsık bir kavimdiler.
Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz.
Yeryüzünü de biz döşedik. Bakın biz onu ne güzel döşüyoruz!
Biz herşeyden iki çift yarattık. Umulur ki, iyice düşünürsünüz.
Ey Muhammed! de ki: "Öyleyse Allah'a koşun, gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.
Allah'la beraber başka bir tanrı uydurmayın (O'na ortak koşmayın). Gerçekten ben size O'nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım."
Böylece onlardan öncekilere de herhangi bir peygamber gelince, onun hakkında da mutlaka: "Bir sihirbazdır veya bir delidir." dediler.
Onlar birbirlerine bunu mu tavsiye ettiler? Hayır onlar azgın bir kavimdir.
Ey Muhammed! Sen onlardan yüz çevir. Artık sen kınanacak değilsin.
Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü, hatırlatmak müminlere fayda verir.
Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.
Ben onlardan herhangi bir rızık istemiyorum. Beni yedirmelerini de istemiyorum.
Şüphesiz ki, rızık veren O sağlam kuvvet sahibi olan Allah'tır.
Şüphsiz ki, zulmedenlerin geçmiş arkadaşlarının payı gibi, dolgun bir azab payı vardır. Ama şimdi onu acele istemesinler.
Kendilerine vaad edilen günlerinde uğrayacakaları azabdan dolayı vay inkâr edenlerin haline!.
Andolsun Tûr'a,
-Yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba,
-Yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba,
Ma'mur eve,
Yükseltilmiş tavana,
Kaynatılmış denize, (andolsun ki)
Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır.
Ona engel olacak (hiçbir şey de) yoktur.
O gün gök, bir çalkanış çalkalanır
Dağlar da bir yürüyüş yürür.
Vay haline o gün yalanlayanların!
Ki onlar, daldıkları bir batak (bâtıl)da oynayıp duruyorlar.
O gün onlar cehennem ateşine itilip kakılacaklar.
(Onlara): "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur" (denilecek).
"Bu da mı bir sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz?
Girin oraya, ister sabredin ister etmeyin artık sizin için birdir. Siz hep yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız" (denilecek).
Şüphesiz (günahlardan) korunanlar da cennetlerde, nimetler içindedirler.
Rablerinin kendilerine verdiği ile zevk ü sefâ sürerler. Rableri onları, cehennem azabından korumuştur.
(Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için" (denilir.)
Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Ayrıca biz onları ceylan gözlü hûrilerle evlendirdik.
İman edip zürriyetleri de iman ile kendilerine tâbi olanlar (yok mu?); işte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Kendilerinin amellerinden birşey de eksiltmedik. Herkes kendi kazandığına bağlıdır.
Onlara canlarının istediği meyvalar ve etlerden bol bol verdik.
Orada bir kadeh kapışırlar ki, onda ne bir saçmalama vardır, ne de günaha sokma.
Kendilerine ait bir takım hizmetçiler de onların etrafında dönerler. Bu gençler sanki sedefleri içine gizlenmiş inci gibidirler.
Birbirlerine yönelip soruyorlar.
Ve diyorlar ki: "Gerçekte biz daha önce (dünya hayatında) âilemiz içinde (âkibetimizden) korkardık".
"Allah bize lutfetti de bizi (vücûdun) içine işleyen (kavurucu) azabdan korudu."
"Gerçekten biz bundan önce O'na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O'dur."
(Ey Muhammed!) sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde sen ne kâhinsin, ne de mecnûn.
Yoksa onlar (senin için): "Bir şâirdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz." mu diyorlar?
De ki: Bekleyin, çünkü ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.
Onların akılları mı bunu emreder yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?
Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır onlar inanmıyorlar.
Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz meydana getirsinler.
Yoksa onlar, hiçbir şey olmadan (yani yaratıcısız) mı yaratıldılar? Yoksa kendileri yaratıcı mıdırlar?
Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar düşünüp hakikati anlamazlar.
Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yahut hâkim (her şeyin yöneticisi) kendileri midir?
Yoksa kendilerine mahsus (üzerine çıkıp sırları) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil getirsin.
Demek kızlar O'na, oğullar size öyle mi?
Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?
Yoksa gayb kendilerinin yanında da onlar mı yazıyorlar?
Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat o küfredenlerin kendileri tuzağa düşeceklerdir.
Yoksa onların Allah'tan başka bir ilâhı mı var? Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır.
Gökten bir parçanın düştüğünü görseler, "Üst üste yığılmış bulutlardır." derler.
Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları (kendi hallerine) bırak.
O gün hiçbir tedbirlerinin kendilerine zerre kadar faydası olmayacak ve hiçbir şekilde yardım da görmeyeceklerdir.
Şüphesiz o zulmedenlere ondan başka da azab vardır. Fakat çokları bilmezler.
Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et.
Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışında da O'nu tesbih et
İnmekte olan yıldıza andolsun ki,
Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı.
O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz.
O(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir.
Onu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti
(Ki o) akıl ve görüşünde kuvvetli (bir melek)dir. Hemen (gerçek meleklik şekliyle) doğruldu.
O, en yüksek ufukta idi.
Sonra (Cebrail ona) yaklaştı ve (aşağıya doğru) sarktı.
Onunla arasındaki mesafe, iki yay kadar, yahut daha az kaldı.
(Allah), kuluna verdiği vahyi verdi.
Onun gördüğünü kalb(i) yalanlamadı.
Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız.
Andolsun onu bir kez daha görmüştü.
Sidretü'l- Müntehâ'nın yanında.
Ki Cennetü'l- Me'vâ onun yanındadır.
Sidre'yi kaplayan kaplıyordu.