Buradasınız

Kur'an-ı Kerim ve Esma-ul Husna zikir sayfalarımızda reklamları kaldırdım. Rabbim'in Rızası hepimize olsun inşaAllah ...

Kur'an-ı Kerim

Örneğin: Namaz, Oruç, Zekat gibi ...

بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

6236 Ayet Bulundu
Felemma caet kiyle e hakeza arşük kalet keennehu hu ve utinel ilme min kabliha ve künna müslimin
Melike gelince, "Senin tahtın da böyle mi?" dendi. O şöyle cevap verdi: "Tıpkı o! Zaten bize daha önce bilgi verilmiş ve biz teslimiyet göstermiştik."
Ve saddeha ma kanet ta'büdü min dunillah inneha kanet min kavmin kafirin
O'nu, Allah'tan başka taptığı şeyler alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi.
Kiyle lehedhulis sarh felemma raethü hasibethü lüccetev ve keşefet an sakayha kale innehu sarhum mümerradüm min kavarir kalet rabbi inni zalemtü nefsi ve eslemtü mea süleymane lillahi rabbil alemin
Ona "köşke gir!" dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini çekti. Süleyman "Bu billurdan yapılmış, şeffaf bir zemindir" dedi. Melike dedi ki: "Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmiştim. Süleyman'ın maiyyetinde, âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum."
Ve le kad erselna ila semude ehahüm salihan eni'büdüllahe fe izahüm ferikani yahtesimun
Andolsun ki, Allah'a ibadet edin diye Semud'a da kardeşleri Salih'i gönderdik. Hemen birbirleriyle çekişen iki zümre oluverdiler.
Kale ya kavmi lime testa'cilune bis seyyieti kablel haseneh lev la testağfirunellahe lealleküm türhamun
Salih dedi ki: "Ey benim kavmim! İyilik dururken niçin kötülüğe koşuyorsunuz? Ne olur Allah'a istiğfar etseniz, belki rahmetine ulaşırdınız."
Kalüt tayyerna bike ve bi mem meak kale tairuküm indellahi bel entüm kavmün tüftenun
Cevap verdiler: "Senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık." Salih: "Size çöken uğursuzluk (sebebi) Allah katında (yazılı)-dır. Belki siz imtihana çekilen bir kavimsiniz" dedi.
Ve kane fil medineti tis'atü rahtiy yüfsidune fil erdi ve la yuslihun
O şehirde dokuz çete vardı ki, bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı.
Kalu tekasemu billahi le nübeyyitennehu ve ehlehu sümme le nekullenne li veliyyihi ma şehidna mehlike ehlihi ve inna le sadikin
Allah'a and içerek birbirlerine şöyle dediler: "Gece ona ve ailesine baskın yapalım; sonra da velisine, 'Biz o ailenin yok edilişi sırasında orada değildik, inanın ki doğru söylüyoruz' diyelim."
Ve mekeru mekrav ve mekerna mekrav ve hüm la yeş'urun
Onlar böyle bir tuzak kurdular, biz de kendileri farkında olmadan onların planlarını altüst ettik.
Fenzur keyfe kane akibetü mekrihim enna demmernahüm ve kavmehüm ecmeiyn
İşte bak! Tuzaklarının akibeti nice oldu: Onları da, kavimlerini de toptan helak ettik.
Fe tilke büyutühüm haviyetem bima zalemu inne fi zalike le ayetel li kavmiy ya'lemun
İşte haksızlıkları yüzünden çökmüş evleri! Bilen bir kavim için elbette bunda bir ibret vardır.
Ve enceynellezine amenu ve kanu yettekun
İman edip Allah'a karşı gelmekten sakınanları da kurtardık.
Ve lutan iz kale li kavmihi ete'tunel fahişete ve entüm tübsirun
Lût'u da (peygamber olarak kavmine gönderdik). O, kavmine şöyle demişti: "Göz göre göre hala o hayasızlığı yapacak mısınız?"
E inneküm le te'tuner ricale şehvetem min dunin nisa' bel entüm kavmün techelun
"Siz ille de kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz beyinsizlikte devam edegelen bir kavimsiniz!"
Fe ma kane cevabe kavmihi illa en kalu ahricu ale lutim min karyetiküm innehüm ünasüy yetetahherun
Buna kavminin cevabı sadece: "Lût ailesini memleketinizden çıkarın; baksanıza onlar (bizim yaptıklarımızdan) temiz kalmak isteyen insanlarmış!" demelerinden ibaret oldu.
Fe enceynahü ve ehlehu illemraetehu kaddernaha minel ğabirin
Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık. Yalnız karısı müstesna; onun geride (azaba uğrayanların içinde) kalmasını takdir ettik.
Ve emtarna aleyhim metara fe sae metarul münzerin
Onların üzerlerine öyle bir yağmur indirdik ki, ne kötü idi uyarılanların yağmuru!
Kulil hümdü lillahi ve selamün ala ibadihillezinastafa allahü hayrun emma yüşrikun
(Resulüm!) de ki: "Hamd olsun Allah'a, selam olsun seçkin kıldığı kullarına. Allah mı hayırlı, yoksa O'na koştukları ortaklar mı?"
Emmen halekas semavati vel erda ve enzele leküm mines semai maa fe embetna bihi hadaika zate behceh ma kane leküm en tümbitu şeceraha e ilahüm meallah bel hüm kavmüy ya'dilun
(Onlar mı hayırlı) yoksa, gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indiren mi? Çünkü biz onunla, bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği güzel güzel bahçeler bitirmişizdir. Allah'la beraber başka bir ilâh mı var! Doğrusu onlar sapıklıkta devam eden bir güruhtur.
Emmen ceallel erda kararav ve cealle hilaleha enharav ve ceale leha ravasiye ve ceale beynel bahrayni haciza e ilahüm meallah bel ekseruhüm la ya'lemun
(Onlar mı hayırlı) yoksa, yeryüzünü oturmaya elverişli kılan, aralarında nehirler akıtan, onun için sabit dağlar yaratan, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Hayır onların çoğu (hakikatları) bilmiyorlar.
Emmey yücibül mudtarra iza deahü ve yekşifüs sue ve yec'alüküm hulefael ard e ilahüm meallah kalilem ma tezekkerun
(Onlar mı hayırlı) yoksa, kendine yalvardığı zaman bunalmışa karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hakimleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Ne kıt düşünüyorsunuz!
Emmey yehdiküm fi zulümatil berri vel bahri ve mey yursilür riyaha büşram beyne yedey rahmetih e ilahüm meallah tealellahü amma yüşrikun
(Onlar mı hayırlı) yoksa, karanın ve denizin karanlıkları içinde size yolu bulduran, rahmetinin (yağmurun) önünde rüzgarları müjdeci olarak gönderen mi? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Allah onların koştukları ortaklardan çok yücedir, münezzehtir.
Emmey yebdeül halka sümme yüiydühu ve mey yerzükuküm mines semai vel ard e ilahüm meallah kul hatu bürhaneküm in küntüm sadikiyn
(Onlar mı hayırlı) yoksa, önce yaratan, sonra yaratmayı tekrar eden ve sizi hem gökten, hem yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilâh mı var? De ki: Eğer doğru söylüyorsanız, siz kesin delilinizi getirin haydi!
Kul la ya'lemü men fis semavati vel erdil ğaybe illellah ve ma yeş'urune eyyane yüb'asun
De ki: Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.
Belid darake ilmühüm fil ahirati bel hüm fi şekkim minha bel hüm minha amiun
Fakat ahiret hakkında bilgiler onlara ardarda gelmektedir. Ama onlar bundan bir şüphe içindedirler. Çünkü onlar bundan yana kördürler.
Ve kalellezine keferu e iza künna türabev ve abaüna einna le muhracun
İnkârcılar dediler ki: "Sahi biz ve atalarımız toprak olduktan sonra gerçekten (diriltilip) çıkarılacak mıyız?"
Le kad vüidna haza nahnü ve abaüna min kablü in haza illa esatiyrul evvelin
"And olsun ki, bu tehdit bize yapıldığı gibi, daha önce atalarımıza da yapılmıştır. Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir."
Kul siru fil erdi fenzuru keyfe kane akibetül mücrimin
De ki: "Hele bir yeryüzünde gezin de, günahkarların sonu nice oldu, bir bakın!"
Ve la tahzen aleyhim ve la tekün fi daykim mimma yemkürun
(Habibim!) Onlara karşı mahzun olma, kurmakta oldukları tuzaklardan ötürü de sıkıntı duyma!
Ve yekulune meta hazel va'dü in küntüm sadikiyn
Bir de, "Eğer doğru söylüyorsanız bu vaad (ettiğiniz azab) hani, ne zaman?" derler.
Kul asa ey yekune radife leküm ba'dullezi testa'cilun
De ki: "Çabucak gelmesini istediğiniz şeyin (azabın) bir kısmı herhalde yakında ensenize binecektir."
Ve inne rabbeke le zu fadlin alen nasi ve lakinne ekserahüm la yeşkürun
Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir; fakat insanların çoğu şükretmezler.
Ve inne rabbeke le ya'lemü ma tükinnü suduruhüm ve ma yu'linun
Rabbin elbette onların sinelerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.
Ve ma min ğaibetin fis semai vel erdi illa fi kitabim mübin
Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Lehv-i mahfuzda) bulunmasın.
İnne hazel kur'ane yekussu ala beni israile ekserallezi hüm fihi yahtelifun
Haberiniz olsun ki bu Kur'ân, İsrail oğullarına, hakkında ihtilaf edegeldikleri şeylerin pek çoğunu anlatmaktadır.
Ve innehu lehüdev ve rahmetül lil müminin
Ve o, müminler için gerçekten bir hidayet rehberi ve rahmettir.
İnne rabbeke yakdiy beynehüm bi hukmih ve hüvel azizül alim
Rabbin şüphesiz, onlar arasında kendi hükmünü verecektir. O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.
Fe tevekkel alellah inneke alel hakkil mübin
Ve o halde sen Allah'a güven. Çünkü sen, apaçık hakikatin üzerindesin.
İnneke la tüsmiul mevta ve la tüsmius summed düae iza vellev müdbirin
Bil ki sen, ölülere işittiremezsin, arkasını dönüp kaçmakta olan sağırlara da daveti duyuramazsın.
Ve ma ente bi hadil umyi an dalaletihim in tüsmiu illa mey yü'minü bi ayatina fe hüm müslimun
Sen körleri sapıklıklarından çevirip doğru yola getirecek değilsin. Ancak (gönülden) teslim olarak âyetlerimize iman edenlere duyurabilirsin.
Ve iza vekaal kavlü aleyhim ahracna lehüm dabbetem minel erdi tükellimühüm ennen nase kanu bi ayatina la yukinun
Söylenen başlarına geleceği vakit, bunlar için yerden bir "dâbbe" (canlı) çıkarırız ki bu, onlara insanların âyetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler.
Ve yevme nahşüru min külli ümmetin fevcem mimmey yükezzibü bi ayatina fehüm yuzeun
Ve her ümmetin âyetlerimizi yalan sayanlarından bir cemaati toplayacağımız gün, artık onlar bir arada tutulup (hesap yerine) sevkedilirler.
Hatta iza cau kale e kezzebtüm bi ayati ve lem tühiytu biha ilmen emma za küntüm ta'melun
Nihayet (oraya) geldikleri vakit Allah buyurur: "Siz benim âyetlerimi, ne olduğunu kavramadan yalan saydınız öyle mi? Yoksa yaptığınız başka neydi?"
Ve vekaal kavlü aleyhim bima zalemu fe hüm la yentikun
Yaptıkları haksızlıktan dolayı, o söz gerçekleşmiştir; artık onlar konuşamazlar.
E lem yerav enna cealnel leyle li yeskünu fihi ven nehara mübsira inne fi zalike le ayatil li kavmiy yü'minun
Görmediler mi ki, dinlensinler diye geceyi yarattık ve (çalışsınlar diye) gündüzü apaydınlık yaptık. İman eden bir kavim için elbette bunda ibretler vardır.
Ve yevme yünfehu fis suri fe fezia men fis semavati ve men fil erdi illa men şaellah ve küllün etevhü dahirin
Sûr'a üfürüldüğü gün Allah'ın diledikleri müstesna göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükük olarak O'na gelirler.
Ve teral cibale tahsebüha camidetev ve hiye temürru merras sehab sun'allahillezi etkane külle şey' innehu habirum bima tefalun
Sen dağları görürsün de, yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutun yürümesi gibi yürümektedirler. Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır.
Men cae bil haseneti fe lehu hayrum minha ve hüm min fezeiy yevmeizin aminin
Kim iyilikle gelirse, ona daha iyisi verilir ve onlar o gün korkudan da emin kalırlar.
Ve men cae bis seyyieti fe kübbet vücuhühüm fin nar hel tüczevne ila ma küntüm ta'melun
Her kim de kötülükle gelirse artık yüzleri ateşte sürtülür. "Başka değil ancak yaptığınız amellerin cezasını çekeceksiniz." (denir).
İnnema ümirtü en a'büde rabbe hazihil beldetillezi harrameha ve lehu küllü şey'iv ve ümirtü en ekune minel müslimin
(De ki): "Ben ancak her şeyin sahibi olan ve burayı kutlu kılan bu şehrin (Mekke'nin) Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Yine bana müslümanlardan olmam emredildi."
Ve en etlüvel kur'an fe menihteda fe innema yehtedi li nefsih ve men dalle fe kul innema ene minel münzirin
"Ve Kur'ân'ı okumam emredildi." Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa ona de ki: "Ben sadece uyarıcılardanım."
Ve kulil hamdü lillahi seyüriküm ayatihi fe ta'rifuneha ve ma rabbüke bi ğafilin amma ta'melun
Ve şöyle de: Hamd, Allah'a mahsustur. O, âyetlerini size gösterecek, siz de onları görüp tanıyacaksınız. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Ta sim mim
Tâ, Sîn, Mîm.
Tilke ayatül kitabil mübin
Bunlar, apaçık kitabın âyetleridir.
Netlu aleyke min nebei musa ve fir'avne bil hakki li kavmiy yü'minun
İman edecek bir kavim için Musa ile Firavun'un haberlerinden bir kısmını sana dosdoğru okuyacağız.
İnne fir'avne ala fil erdi ve ceale ehleha şiyeay yestad'ifü taifetem minhüm yüzebbihu ebnaehüm ve yestahyi nisaehüm innehu kane minel müfsidin
Çünkü Firavun, (Mısır) toprağında gerçekten azmış, halkını parça parça etmişti. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunların oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Belli ki o bozgunculardandı.
Ve nüridü en nemünne alellezinestud'ifu fil erdi ve nec'alehüm eimmetev ve nec'alehümül varisin
Biz ise istiyorduk ki, o yerde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunalım, onları önderler yapalım, onlara (ötekilerin) yerini aldıralım.
Ve nümekkine lehüm fil erdi ve nüriye fir'avne ve hamane ve cüundehüma minhüm ma kanu yahzerun
Ve o yerde onları hakim kılalım, Firavun ile Hâmân ve ordularına, onlardan çekinmekte oldukları şeyi gösterelim.
Ve evhayna ila ümmi musa en erdiiyh fe iza hifti aleyhi fe elkiyhi fil yemmi ve la tehafi ve la tahzeni inna radduhü ileyki ve cailuhü minel murselin
O esnada Musa'nın anasına "Onu emzir, kendisine zarar geleceğinden kaygılandığında onu denize (Nil nehrine) bırakıver, hiç korkup kaygılanma, çünkü biz onu tekrar sana vereceğiz ve onu peygamberlerden biri yapacağız" diye bildirdik.
Feltekatahu alü fir'avne li yekune lehüm adüvvev ve hazena inne fir'avne ve hamane ve cünudehüma kanu hatiin
Nihayet Firavun ailesi onu yitik olarak aldı. Çünkü o, sonunda kendileri için bir düşman ve bir tasa olacaktı. Şüphesiz Firavun ile Hâmân ve askerleri yanılıyorlardı.
Ve kaletimraetü fir'avne kurratü aynil li ve lek la taktüluhü asa ey yenfeana ev nettehizehu veledev ve hüm la yeş'urun
Firavun'un karısı (sepetin içinden çocuk çıkınca kocasına), "İkimizin de gözü aydın! Onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur, ya da onu evlad ediniriz" dedi. Halbuki onlar işin sonunu sezemiyorlardı.
Ve asbeha füadü ümmi musa fariğa in kadet le tübdi bihi levla er rabatna ala kalbiha li tekune minel mü'minin
Musa'nın anasının yüreği (tasadan) bomboş kalıverdi. Eğer biz, (vaadimize) inananlardan olması için onun kalbini pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse işi meydana çıkaracaktı.
Ve kalet li uhtihi kussihi fe besurat bihi an cünübiv ve hüm la yeş'urun
Annesi Musa'nın ablasına, "Onun izini takip et" dedi. O da, onlar farkına varmadan uzaktan kardeşini gözetledi.
Ve harramna aleyhil meradia min kablü fe kalet hel edüllüküm ala ehli beytiy yekfülunehu leküm ve hüm lehu nasihun
Biz (annesine geri vermezden) daha önce, onun süt analarının sütünü kabulüne müsade etmedik. Bunun üzerine ablası, "Size, onun bakımını sizin namınıza üstlenecek, hem de ona iyi davranacak bir aile göstereyim mi?" dedi.
Fe radednahü ila ümmihi key tekarra aynühaa ve la tahzene ve li ta'leme enne va'dellahi hakkuv ve lakinne ekserahüm la ya'lemun
Böylelikle biz onu, gözü aydın olsun, gam çekmesin ve Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin, diye anasına geri verdik. Fakat yine de pek çoğu (bunu) bilmezler.
Ve lemma beleğa eşüddehu vesteva ateynahü hukmev ve ilma ve kezalike neczil muhsinin
Musa yiğitlik çağına girip olgunlaşınca, biz ona hikmet ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle mükafatlandırırız.
Ve dehalel medinete ala hiyni ğafletim min ehliha fe vecede fiha racüleyni yaktetilani haza min şiatihi ve haza min adüvvih festeğasehüllezi min şiatihi alellezi min adüvvihi fe vekezehu musa fe kada aleyhi kale haza min ameliş şeytan innehu adüvvüm müdillüm mübin
Musa, halkının habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada, biri kendi tarafından diğeri düşman tarafından olan iki adamı birbirleriyle döğüşür buldu. Kendi tarafı olan, düşmana karşı ondan yardım diledi. Musa da ötekine bir yumruk indirip onun ölümüne sebep oldu. "Bu, şeytan işidir. O, gerçekten saptırıcı, apaçık bir düşmandır" dedi.
Kale rabbi inni zalemtü nefsi fağfirli fe ğafera leh innehu hüvel ğafurur rahiym
Musa, "Rabbim! Doğrusu kendimi ziyana uğrattım. Beni bağışla!" dedi; Allah da, onu bağışladı. Çünkü, çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olan ancak O'dur.
Kale rabbi bima en'amte aleyye fe lem ekune zahiral lil mücrimin
Musa, "Rabbim! Bana lutfettiğin nimetlere andolsun ki, artık suçlulara asla arka olmayacağım" dedi.
Fe asbeha fil medineti haifey yeterakkabü fe izellezistensarahu bil emsi yestasrihuh kale lehu musa inneke le ğaviyyüm mübin
Şehirde korku içinde, (etrafı) gözetleyerek sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen kimse feryad ederek yine ondan imdat istiyor. Musa ona dedi ki: "Doğrusu sen, besbelli bir azgınsın!"
Fe lemma en erade ey yebtişe billezi hüve adüvvül lehüma kale ya musa e türidü en taktüleni kema katelte nefsem bil emsi in türidü illa en tekune cebbara fil erdi ve ma türidü en tekune minel muslihiyn
Musa, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince, o adam dedi ki: "Ey Musa! Dün bir cana kıydığın gibi, bana da mı kıymak istiyorsun? Demek arabuluculardan olmak istemiyor da, bu yerde ille yaman bir zorba olmayı arzuluyorsun sen!"
Ve cae racülüm min aksal medineti yes'a kale ya musa innel melee ye'temirune bike li yaktüluke fahruc inni leke minen nasihiyn
Şehrin öbür ucundan bir adam geldi ve dedi ki: "Ey Musa! İleri gelenler seni öldürmek için hakkında müzakere ediyorlar. Derhal (buradan) çık! İnan ki ben senin iyiliğini isteyenlerdenim."
Fe harace minha halifey yeterakkabü kale rabbi neccini minel kavmiz zalimin
Musa korka korka, (etrafı) gözetleyerek oradan çıktı. "Rabbim! Beni zalimler güruhundan kurtar" dedi.
Ve lemma teveccehe tilkae medyene kale asa rabbi ey yehdiyeni sevaes sebil
Medyen'e doğru yöneldiğinde: "Umarım Rabbim beni doğru yola iletir." dedi.
Ve lemma verade mae medyene vecede aleyhi ümmetem minen nasi yeskune ve veced min dunihimümraeteyni tezudan kel ma hatbüküma kaleta la neskiy hatta yusdirar riaü ve ebuna şeyhun kebir
Musa, Medyen suyuna varınca, orada (hayvanlarını) sulayan bir çok insan buldu. Onların gerisinde de (hayvanlarını suyun olduğu yerden) geri çeken iki kadın gördü. Onlara "Derdiniz nedir?" dedi. Şöyle cevap verdiler: "Çobanlar sulayıp çekilmeden biz (onların içine sokulup hayvanlarımızı) sulamayız; babamız da çok yaşlıdır. "
Fe seka lehüma sümme tevella ilez zilli fe kale rabbi nini lima enzelte ileyye min hayrin fekiyr
Bunun üzerine Musa, onların davarlarını suladı. Sonra gölgeye çekildi ve "Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her hayra muhtacım" dedi.
Fe caethü ihdahüma temşi alestihyain kalet inne ebi yed'uke li yecziyeke ecra ma sekayte lena felemma caehu ve kassa aleyhil kasasa kale la tehaf necevte minel kavmiz zalimin
Derken, o iki kadından biri utana utana yürüyerek ona geldi. "Babam, dedi, bizim yerimize (hayvanları) sulamanın karşılığını ödemek için seni çağırıyor." Musa, ona (Hz. Şuayb'a) gelip başından geçeni anlatınca o, "korkma, o zalim kavimden kurtuldun" dedi.
Kalet ihdahüma ya ebetiste'cirhü inne hayra meniste'certel kaviyyül emin
(Şuayb'ın) iki kızından biri: "Babacığım! Onu ücretle (çoban) tut. Çünkü ücretle istihdam edeceğin en iyi kimse, bu güçlü ve güvenilir adamdır" dedi.
Kale inni üridü en ünkihake ihdebneteyye hateyni ala en te'cürani semaniye hicec fe in etmente aşran fe min indik ve ma üridü en eşükka aleyk setecidüni in şaellahü minas salihiyn
(Şuayb) Dedi ki: "Bana sekiz yıl çalışmana karşılık şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan artık o kendinden; yoksa sana ağırlık vermek istemem. İnşaallah beni iyi kimselerden bulacaksın."
Kale zalike biyni ve beynek eyyemel eceleyni kadaytü fe la udvane aleyy vallahü ala ma nekulü vekil
Musa şöyle cevap verdi: "Bu seninle benim aramdadır. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım demek ki, bana karşı husumet yok. Söylediklerimize Allah vekildir."
Felemma kada musel ecele ve sara bi ehlihi anese min canibit türi nasa kale li ehlihimküsu inni anestü naral lealli atiküm minha bi haberin ev cezvetim minen nari lealleküm tastalun
Artık Musa süreyi doldurup ailesiyle yola çıkınca, Tûr tarafından bir ateş gördü. Ailesine: "Siz (burada) bekleyin; ben bir ateş gördüm, belki oradan size bir haber, yahut ısınmanız için o ateşten bir parça getiririm" dedi.
Felemma etaha nudiye min şatiil vadil eymeni fil buk'atil mübaraketi mineş şecerati ey ya musa inni enellahü rabbül alemin
Oraya gelince, o mübarek yerdeki vâdinin sağ kıyısından, (oradaki) ağaç tarafından kendisine şöyle seslenildi: "Ey Musa! Bil ki ben, bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'ım."
Ve en elki asak felemma raaha tehtezzü keenneha cannüv vella müdbirav ve lem yüakkib ya musa akbil ve la tehaf inneke minel aminin
Ve "Asânı at!" denildi. Musa (attığı) asâyı yılan gibi debrenir görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı. "Ey Musa! Beri gel, korkma. Çünkü sen emniyette olanlardansın." (buyuruldu.)
Üslük yedeke fi ceybike tahruc beydae min ğayri su'iv vadmün ileyke cenahake miner rahbi fe zanike bürhanani mir rabbike ila fir'avne ve meleih innehüm kanu kavmen fasikiyn
"Elini koynuna sok, kusursuz bembeyaz çıkacaktır. Korkudan (açılan) kollarını kendine çek. İşte bu ikisi Firavun ve onun adamlarına karşı Rabbin tarafından iki kesin delildir. Çünkü onlar, yoldan çıkan bir kavim olmuşlardır." (diye seslenildi)
Kale rabbi nni kateltü minhüm nefsen fe ehafü ey yaktülun
Musa dedi ki: "Rabbim! Ben onlardan birini öldürmüştüm, beni öldürmelerinden korkuyorum."
Ve ehiy harunü hüve efsahu minni lisaen fe ersilhü meiye rid'ey yüsaddikuni inni ehafü ey yükezzibun
"Kardeşim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da beni doğrulayan bir yardımcı olarak benimle birlikte gönder. Zira bana yalancılık ithamında bulunmalarından endişe ediyorum."
Kale seneşüddü adudeke bi ehiyke ve nec'alü leküma sültanen fe la yesilune ileyküma bi ayatina entüma ve menit tebeakümel ğğalibun
Allah buyurdu: "Seni kardeşinle destekliyeceğiz ve size öyle bir kudret vereceğiz ki, âyetlerimiz sayesinde onlar size erişemeyecekler. Siz ve size tabi olanlar üstün geleceksiniz."
Felemma caehüm musa bi ayatina beyyinatin kalu ma haza illa sihrum müfterav ve ma semi'na bihaza fi abainel evvelin
Musa onlara apaçık âyetlerimizi getirince, "Bu, olsa olsa uydurulmuş bir sihirdir. Biz önceki atalarımızdan böylesini işitmemiştik" dediler.
Ve kale musa rabbi a'lemü bi men cae bil hüda min indihi ve men tekunü lehu akibetüd dar innehu la yüflihuz zalimun
Musa şöyle dedi: "Rabbim, kendi katından kimin hidayet rehberi getirdiğini ve hayırlı akibetin kime nasip olacağını en iyi bilendir. Muhakkak ki zalimler, kurtuluşa eremezler."
Ve kale fir'avnü ya eyyühel meleü ma alemtü leküm min ilahin ğayri Fe evkid li ya hamanü alet tiyni fec'al li sarhal lealli ettaliu ila ilahi musa ve inni le ezunnühu minel kazibin
Firavun: "Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilâh tanımıyorum. Ey Hâmân, haydi benim için çamur üzerine ateş yak (ve tuğla imal et), bana bir kule yap ki, Musa'nın ilâhına çıkayım; ama sanıyorum, o mutlaka yalan söyleyenlerdendir." dedi.
Vestekbera hüve ve cünudühu fil erdi bi ğayril hakki ve zannu ennehüm ileyna la yurceun
O ve askerleri, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandılar.
Fe ahaznahü ve cünudehu fenebeznahüm fil yemm fenzur keyfe kane akibetüz zalimin
Biz de onu ve askerlerini yakalayıp denize atıverdik. Bir bak, zalimlerin sonu nice oldu!
Ve cealnahüm eimmetey yed'une ilen nar ve yevmel kiyameti la yünsarun
Onları ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü onlar yardım görmeyeceklerdir.
Ve etba'nahüm fi hazihid dünya la'neh ve yevmel kiyameti hüm minel makbuhiyn
Bu dünyada arkalarına lanet taktık. Onlar, kıyamet gününde de kötülenmişler arasındadır.
Ve le kad ateyna musel kitabe mim ba'di ma ehleknel kurunel ula besaira lin nasi ve hüdev ve rahmetel leallehüm yetezekkerun
Andolsun ki biz, ilk nesilleri yok ettikten sonra Musa'ya olur ki düşünür, öğüt alırlar diye, insanlar için apaçık deliller, hidayet rehberi ve rahmet olarak o Kitab'ı (Tevrat'ı) vermişizdir.
Ve ma künte bi canibil ğarbiyyi iz kadayna ila musel emra ve ma künte mineş şahidin
(Resulüm!) Musa'ya emrimizi vahyettiğimiz sırada sen batı yönünde bulunmuyordun ve (o hadiseyi) görenlerden değildin.
Ve lakinna enşe'na kurunen fe tetavele aleyhimül umür ve ma künte saviyen fi ehli medyene tetlu aleyhim ayatina ve lakinna künna mursilin
Bilakis biz (o zamandan senin zamanına kadar) nice nesiller var ettik de, onların üzerinden uzun zamanlar geçti. Sen onlara âyetlerimizi okuyarak, Medyen halkı arasında bulunanlardan da değildin; aksine biz (başka) peygamber göndermiştik.
Ve ma künte bi canibit turi iz nadeyna ve lakir rahmetem mir rabbike li tünzira kavmem ma etahüm min nezirim min kablike leallehüm yetezekkerun
(Musa'ya) seslendiğimiz zaman da, Tûr'un yanında değildin. Bilakis senden önce kendilerine uyarıcı (peygamber) gelmeyen bir kavmi uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak (orada geçenleri sana bildirdik), ola ki onlar düşünüp öğüt alırlar.
Ve lev la en tusiybehüm müsiybetüm bima kaddemet eydihim fe yekulu rabbena lev la erselte iyna rasulen fe nettebia yatike ve nekune minel mü'minin
Bizzat kendi yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde, "Rabbimiz! Ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de, âyetlerine uysak ve müminlerden olsaydık" diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).
Felemma caehümül hakku min indina kalu levla utiye misle ma utiye musa e ve lem yekfüru bima utiye musa min kabl kalu sihrani tezahera ve kalu inna bi küllin kafirun
Fakat onlara tarafımızdan o hak (peygamber) gelince, "Musa'ya verilen (mucizeler) gibi ona da verilmeli değil miydi?" dediler. Peki daha önce Musa'ya verileni de inkâr etmemişler miydi? "Birbirini destekleyen iki sihir" demişler ve şunu söylemişlerdi: "Doğrusu biz hiçbirine inanmıyoruz."

Sayfalar